Cuma, Aralık 29, 2006

BAYRAMINIZ VE YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Öncelikle bana yorum bırakarak bu zor günlerimde destek olan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Yorumlarınıza cevap yazamadım ama fırsat bulduğumda hepinizi sayfalarınızda ziyaret etmek istiyorum. Annemi merak ettiğinizi de biliyorum. Annem 10 gün hastanede yattıktan sonra çok şükür sağ salim evine döndü. Şimdi kan sulandırıcı bir tedavi görüyor. "Comadin" adında bir ilacı var. Aslında 2 tane daha kan sulandırıcı ilacı var. Ama en önemlileri "comadin" imiş. Bir takım riskleri var bu ilacın. Biraz tedirgin ve endişeliyiz. Ancak alması gerekiyor bu tedaviyi. Tedaviyi yürüten kalp damar cerrahı yapılan tetkikler sonucunda annemin kalp damarlarından birinde darlık olduğunu, ancak bu aşamada bir kardiyolog doktora gitmenin gereksiz olduğunu söyledi bize. "Anjiyo yaparlar, bu da bu hasta için gerekli değil" dedi. Annem de hem bu doktora güven duyduğu için hem de babamda anjiyo nedeniyle yaşadığımız şanssızlıklar nedeniyle anjiyo olmak istemiyor. Belli aralıklarla kan testleri yapılıp, kan sulandırıcı ilacın dozu ayarlanarak tedavisi devam edecek inşaallah. Allah annemizi bize bağışlasın, başımızdan eksik etmesin inşaallah...
.
Babamı kaybettiğimiz günlerde gelen akraba ve dostlarımızın çoğunun söylediği bir söz vardı "gelin girmeyen ev olur da, ölüm girmeyen ev olmaz" diye. Çok doğru. Ben ilk kez bu kadar yakınımın bir kaybını yaşadım. Böyle günlerde destekler o kadar önemliymiş ki. Ben de böyle durumları yaşayan arkadaşlarımı yalnız bırakmamaya çalışırdım. Ancak bundan sonra böylesi konulara daha da önem vereceğim. Bir yakınını kaybedenlere taziye ziyaretine gittiğimde yapılan ikramları gereksiz görürdüm. İnsanlar acılarının içinde bir de gelenlere hizmet etmekle nasıl uğraşıyorlar derdim. Ama o kadar güzel adetlerimiz var ki zaten gelenlere hizmet etmek yakın akraba ve dostlar sayesinde bizlere kalmadı. Üstelik hiç bir şeyi kendimiz hazırlamadık da. Günlerce yapıp getirdi bütün dostlarımız. Sonrasında annemin hastalığı sırasında da bizi yalnız bırakmadılar. Allah hepsinden razı olsun. Herkesin böyle zor ve acılı günleri oluyor. Hayat iniş çıkışlarla dolu. Allah kaldıramayacağımız acılar tattırmasın bizlere ve hepinize. Allah beterinden korusun. Geçirilen iyi günlerin kıymetini bilip küçük ayrıntılara takılmadan mutlu ve huzurlu yaşamasını bilmek lazım. Bu gibi zamanlarda insan bunu çok daha iyi anlıyor. Hani hep denir ya sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin diye. Evet mutlaka söyleyin ama mutlaka. Benim babam yetiştirilişi ve karakteri icabı bize sevgisini hareketleriyle çok da açıkça belli etmezdi. Sevgisini açıkça gösterdiği sadece iki kişi vardı. Merve ve İrem... Yani benim kızlarım. Maalesef İrem onu hatırlamayacak. Ama ben ona dedesini hep anlatacağım kısmetse. Herneyse babamın bu sevgisini belli etmemesi nedeniyle biz de çok açık söyleyemezdik. Ama söylemek bol bol sarılmak kucaklaşmak lazımmış.
.
Evet epey içimi döktüm sizlere. Sizleri sıkmak ve üzmek istemiyorum. Bu sene kurban bayramı ve yeni yıl aynı zamanda kutlanacak. Hepinize hayırlı, sağlıklı ve mutlu bayramlar ve bayram tadında geçireceğiniz bir yıl dilerim.

Pazar, Aralık 17, 2006

"Her can ölümü tadıcıdır" (Âl-i İmrân, 3/185)

Sevgili arkadaşlarım maalesef sizlere haberlerim kötü... Babamı 27 Kasım akşamı geçirdiği beyin kanaması sonucu 28 Kasım günü 66 yaşında iken kaybettik. Arkadaşlarının deyimi ile "yarı evliya gibi bir insandı". 27 Temmuz günü bel ağrısı şeklinde başlayan rahatsızlığı sebebiyle defalarca doktorlara götürdük. Ege'nin en büyük hastanesi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi teşhisi tam 4 ay sonra 27 Kasım günü koyabildi, "Enfektif Endokardit". Meğer Nisan 2006 da geçirdiği anjiyo sırasında mikrop kapmış ve bakteri kalp kapakçığına yerleşerek daraltmış. 27 Kasım' da tedavisine başlandıktan yaklaşık 1 saat sonra beyin kanaması geçirdi. Doktorlar da en az bizim kadar şaşkındı, çok değişik bir kanama olmuş ve yoğun bir şekilde tüm boşlukları dolduracak kadar çok kanamış. 12 saat makinalara bağlı yaşadıktan sonra vefat etti. Babam istenmeden mesleki hata yapılarak ölümü gerçekleşen birisi oldu. Hastalığı zamanında teşhis edilemediği için beyin damarlarında hasara yol açmış. Babamın hastalığı ve ölümüne kadar geçen süreç ile ilgili yaşadıklarımızı yeni bir blogda anlatacağım. 25 Temmuz tarihli bir vasiyetname bırakmış bize ve cenazesinin hangi camiden kalkacağını, hangi mezarlığa defnedileceğini, hangi duaların okunacağını yazıp cenazesine çağrılacak arkadaşları ile ilgili de bir liste hazırlamış. Herşeyi istediği gibi yapmaya çalıştık. Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun inşaallah...

Bu arada annem 12 Aralık akşamı rahatsızlandı ve Ege Üniversitesi acil servisine kaldırdık. Emboli atmış ve elleri morarmıştı. Allah' a şükür ki emboli koluna atmış ya başka bir yerine atsaydı. 1 gece acil serviste kaldı ve 13 Aralık tan beri de kalp damar cerrahisinde yatıyor. Tetkikleri yapılıyor ve henüz bize tam olarak söylenen bir şey yok. Çok endişeliyiz. Allahım bize annemizi bağışlasın, korktuğumuza uğratmasın inşaallah...

Beni merak eden tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Şu sıralarda sayfama ve sizlerin sayfalarını ziyarete vakit ayıramıyorum. Çok zor günler geçirdim ve geçiriyorum. Allah beterinden korusun. Sizleri daha fazla merakta bırakmamak için bu akşam zor da olsa bu satırları yazıyorum. Umarım ve Allah'tan dilerim ki bundan sonra sizlere iyi haberler verebilirim. Dualarınızı bizlerden esirgemezseniz çok sevinirim. Babamla ilgili detayları yeni bir blogda sizlerle paylaşacağım çünkü yaşasaydı babam doktorlara mektup yazarak bunu yapacaktı. Gereken yerlere o mektupları ben yazıyorum ve yazacağım. Bunu ona son görevlerimden biri kabul ettim.

Cuma, Kasım 24, 2006

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

MİLLETLERİ KURTARANLAR; YALNIZ VE ANCAK ÖĞRETMENLERDİR.
ÖGRETMENDEN, EĞİTİCİDEN YOKSUN BIR MILLET; HENÜZ MİLLET ADINI ALMAK KABİLİYETİNİ KAZANMAMIŞTIR.
ATATÜRK

BALLI ÇÖREK KAFETERYASINDAN BALLI ÇÖREK

Güzel prensesimin okuduğu kitaptan onun isteği ile ballı çörek tarifini denedik. Yaparken bana çok yardım etti. Normalde fazla yemez bu tür şeyleri ama ballı çörekte çok emeği olduğu için sanırım güzel güzel yedi canım kızım. Aslında bu tarifi yapalı birkaç gün oldu ama ben ne pidelerin fotoğraflarını ne de bu tarifi eklemeye bir türlü zaman bulamadım. Babamın rahatsızlığı ile ilgili bana verdiğiniz destek için hepinize buradan çok teşekkür etmek istiyorum. Hepiniz sağolun :) Tetkikleri sürüyor, sanırım önümüzdeki hafta teşhis kesinleşecek ve tedavisi başlayacak. Bizi belki de daha zor günler bekliyor. Ne yapalım, herşey insanlar için. Allah'tan acil şifalar diliyorum babama ve tüm hastalara.

Kitap ile ilgili yorumlarını Güzel Prensesim kendi sayfasına yazacak sanırım. Ben şimdilik sizlere bu güzel tarifi vereceğim. Fotoğrafta kitabın yazarı çıkmamış. Kitap Zeynep Cemali' ye ait. Ballı çörek tarifine geçelim isterseniz :




BALLI ÇÖREK

Malzemeler :

3 su bardağı un
1 su bardağı ufalanmış ceviz
Yarım su bardağı şeker
2 yumurta
2 yemek kaşığı yoğurt
4 yemek kaşığı bal
Yarım paket kabartma tozu
Yarım paket vanilya
100 gr yumuşatılmış margarin veya tereyağ

Yapılışı :

Düz bir kapta kabartma tozu, vanilya ve unu karıştırın. Karışımın havuz gibi açtığınız ortasına şekeri, yoğurdu, 1 yumurtayı, 2 kaşık balı ve yağı ekleyerek yoğurun. Yoğurduğunuz hamur kulak memesi kıvamına geldiğinde, 30 dakika dinlendirin. 1/3 ' ini ayırdığınız ufalanmış cevizi kattıktan sonra hamuru tekrar yoğurun. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak, avucunuzda yassılaştırarak şekil verin. Yağlanmış fırın tepsisine dizin. Üstlerine yumurta sarısı sürün. Ayırdığınız bal ve cevizi karıştırarak çöreklerin üstünü süsleyin. Soğuk fırında, 150 derecede, 30 dakika pişirin.

VEEE... KARADENİZ PİDESİ



Bu arada geçen cumartesi akşamı arkadaşlarımızda yediğimiz Karadeniz Pidesinin fotoğrafını da sizinle paylaşmak istedim. Bu pidenim özelliği içinin pişirerek hazırlanıp, pidelerin de kapalı şekilde yapılması. Arkadaşım içini kendisi hazırlamış ve fırına götürüp pideciye kapalı olarak nasıl yapması gerektiğini tarif edip pişirttirmişler. Onlara bu güzel pide ve sofra için en önemlisi de gösterdikleri dostluk için teşekkür ediyorum. Ellerine sağlık Serpil'ciğim :)

Pazar, Kasım 19, 2006

FORUM BORNOVA


Cumartesi günü şef, Başkan geleceği için çalışacağını söyleyerek şantiyeye gidince, ben de yeni bebeği olan komşumu, aradığında kabul edemediğim için, bugünün çok uygun olduğunu düşünerek davet etmeye karar verdim. Ancak komşuma bir türlü ulaşamadım. Sonra o beni aradığında grip olduğunu ve telefonlara bile cevap veremeden yattığını öğrendim. Üzüldüm tabii.. Geçmiş olsun dileklerimi belirtip, yapabileceğim bir şey olup olmadığını sordum. Bebiş de onunla birlikte uyumuş, eşi ve büyük kızı da evde yoklarmış. Neyse tabii önemli olan sağlık. Gönüller bir olsun.

Babamın yanına da gidemeyecektim. Aslında o bölümde görüş sadece bir tek gün ve 1 saat. Gerçi çarşamba günü hastaneye yatırdığımızdan beri annem sürekli yanında ve ben de ihtiyaçlarını götürdüğüm için rahatça girebildim. Ama kan hastalıkları ile ilgili bir bölüm olduğu için hassas davranıyorlar ve bence de bu konuda çok haklılar. Yani bugün için babamın yanına gitme durumumuz da yoktu.

Bu arada sabah karşı komşum uğramıştı ve kızını Mc Donalds a götüreceğini söyleyip, gelip gelemeyeceğimizi sormuştu. Ve bu haftasonu İzmir' de hava muhteşemdi. Tam da Forum Bornova havası deyip, giydirdik çocukları, önce güzel prensesimin okulunda biraz bekledik onu. Voleybol kursu vardı çünkü. Ve onu da alınca doğruca Forum Bornova... Çok güzel bir yer oldu burası. İlk önce İkea açılmıştı. Gerçi mağazaya girince zorunlu olarak neredeyse tüm mağazanın dolaşılarak çıkılabilmesi bana çok itici gelse de bazı aksesuarlarını özellikle çok sevdim. Sonra da Forum Bornova açıldı. Özellikle sinema salonları ve İzmir'in en büyür D&R mağazası çok cazip. Ama itiraf etmem gerekirse özellikle kitaplara çocuklar varken bakmak imkansız. Sadece karşıdan bakılabiliyor. Araştırmaya yada incelemeye girmenin imkanı yok. Biz de onlara kitap aldık ve onları ilgilendiren bölümlerde daha çok zaman geçirdik. Yemek yemeleri zaten vaktimizin büyük bir kısmını aldı. Arkadaşımın kızı benim miniğimden yaklaşık 1 yaş daha ufak. Dolayısı ile daha fazla ilgi istiyor. Sonrasında mağazaları daha doğrusu vitrinleri gezdik. Çok güzel vakit geçirdik ve evimize döndüğümüzde de arkadaşımın yaptığı çayı içip yorgunluk attık. Akşama ise ramazanda iftara davet ettiğim ailelerden birine Karadeniz Pidesi yemeye davetliydik. Bir sonraki postumda fotoğraflarını yayınlayacağım kısmetse. Ve de aslında içi evde hazırlanıp, buradaki pidecilere tarifle kapalı bir şekilde yaptırılan pidelerin tarifini de vermeye çalışacağım.

Perşembe, Kasım 16, 2006

ÇORBALI TAVUK


Bu tarifi Sofra Dergisinin Ekim 2006 sayısından aldım. Ve birkaç defa yaptım. Ramazandaki iftar davetlerimden birinin de ana yemeği idi. Ve çok beğenildi. Tarifine gelince,

Malzemeler :
6 adet tavuk kalça ( ben kemiksiz but veya tavuk bonfile ile yaptım )
1'er adet kabak ve havuç
1 paket krema
1 paket kremalı mantar çorbası

Üzerine :
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı :
Tavuk kalçaları fırın kabının içine yerleştirin. Ayrı bir kasede kabak ve havucu rendeleyin. İçine krema ve kremalı mantar çorbasını katıp karıştırın. Tavuk kalçaların üzerine bu karışımı boşaltın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 20-25 dakika pişirin. Kabı fırından çıkarıp tavukların üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpin. Fırında tekrar kaşarlar kızarıncaya kadar tutup çıkarın. Sıcak olarak servis yapın.

Pazar, Kasım 12, 2006

CEVİZLİ ÇÖREK ( TOKAT ÇÖREĞİ )



Bu çörekleri bir arkadaşımda yemiştim ilk olarak. Kayınvalidesi Tokat' lıymış. Ve o gün çörekleri kayınvalidesi yapmış bizim için. Cevizi hamur işlerinde özellikle severim. Ve tabii bayıldım. Hemen o akşam tarifini aldım. Bayatlamayan, özellikle çayın yanına çok yakışan ve kahvaltıda hem tuzlularla hem tatlılarla çok iyi uyuşan bir çörek bu. Yapılışı da oldukça kolay.

Malzemeler :

2 çorba kaşığı maya ( ben dr.outker in poşetteki kuru mayalarından kullandım )
1 çay bardağı ılık süt
1 çorba kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
2 su bardağı yoğurt
2 su bardağı mısırözü yağı ( herhangibir sıvı yağ da olur )
1 paket kabartma tozu
Alabildiği kadar un ( beyaz un + tam buğday unu karışımı kullandım )
Ceviz içi ( iri doğranmış )
1 yumurta, akı içine sarısı üzerine



Yapılışı :

Mayayı hamur yoğuracağınız kaba koyun. Şekeri ve tuzu ekledikten sonra ılık sütle mayalandırın. Maya köpürdükten sonra içine yoğurdu, yağı, yumurta akını, cevizi, kabartma tozunu koyup, alabildiği kadar yani kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edinceye kadar da ununu ekleyip yoğurun. Daha sonra hamurdan mandalina büyüklüğünde parçalar alıp, yuvarlayın ve tepsiye sıralayın. En son üzerine yumurta sarılarını sürüp, 180 derecede önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirin.


Çarşamba, Kasım 08, 2006

YE16 ETKİNLİĞİ İÇİN KREMALI PATATES



Bugünlerde içinde bulunduğum durumlar nedeniyle sayfama yeni bir tarif ekleyemedim. Olur da önümüzdeki günlerde vakit bulamazsam diye Sevgili Evrenbal ın evsahipliği yaptığı patates ye16 etkinliği için aşağıdaki tarifi yayınlamaya karar verdim. Bu tarifi Sofra Dergisinin ilk çıktığı yıllardaki sayılarından birinde görüp yapmıştım. Çok pratik, çok şık ve çok lezzetli bir tarif olduğunu düşünüyorum. Ben servis yaparken fotoğraflamadım ama börek gibi kesebileceğiniz gibi, bir su bardağı yardımıyla yuvarlak dilimler çıkarmanız da mümkün.


Malzemeler :

1 kg patates
1 kutu 200 ml krema (tikveşli tercihim)
1 çay bardağı süt
1 tatlı kaşığı tereyağı
2 diş sarmısak
1 çay kaşığı tuz
1 su bardağı kaşar peyniri rendesi

Yapılışı :

Patatesleri soyduktan sonra oldukça ince (alttan bıçağı görebileceğiniz şekilde) dilimleyin. Tuzlu suya alın. Borcamın yüzeyini tereyağ ile yağlayıp, dövülmüş sarmısakları üzerine ilave edin. Patatesleri yıkayıp kuruladıktan ve azcık tuzladıktan sonra fırın kabına aktarın ve güzelce yerleştirin. Bir kutu kremayı 1 çay bardağı sütle çırpıp, patateslerin üzerine eşit bir şekilde dökün. En üste kaşar peyniri rendesini serpip, 180 derecede önceden ısıtılmış fırına sürüp, üzeri kızarana kadar pişirin. Ve sıcak sıcak servis yapın.

Et ve tavuk yemeklerinin yanına patates kızartması yada püresine bir alternetif oluyor. Denemenizi tavsiye ediyorum.

Patates YE16 etkinliğinin evsahibi Sevgili Evrenbal'a kolay gelsin diyor ve teşekkür ediyorum.

Salı, Kasım 07, 2006

BU HASTA İNCELENMEYİ HAKETMİŞ !!!

Uzun zamandır sayfama herhangi birşey ekleyemedim. Bunun nedeni büyük ölçüde keyifsizliğim. Ve keyifsizliğimin de birkaç nedeni var. Bunlardan tabii ki en etkilisi babamın rahatsızlığı. 27 Temmuz dan beri onu yatağa bağlayan bir rahatsızlığı var. Belinde kramp şeklinde başlayan hastalığı sebebiyle önce Ege acil servis sonra Özel Sağlık Hastanesi MR çekimi girişimlerimiz neticesinde 10 Eylül tarihine kadar kullanılacak ilaçlar verdiler. 10 Eylül oldu ilaç bitti ama babam daha kötü. Eli, yüzü sapsarı kansız, klinik durum gittikçe kötüleşiyor. Biz dedik kan tahlili yaptıralım. Tabii götüremiyoruz hastamızı annem bir hemşire ile anlaştı. Kadıncağız gelip kan alıyor ordan götürüp laboratuvara bırakıyor. Sonuç kan değerleri çok düşük ! Alıyoruz sonuçları hastamızı götürmeden hemotoloji doktoruna gidiyoruz kan sonuçlarını görünce tekrar tomografi istiyor ve tembih ediyor. Sonuçlar çıkınca hastayı da getirin. Sonuç çıkıyor çok zor şartlarda babamı götürüyoruz Ege' ye... Doktor hanım yerinden bile kalkmıyor. Kan değerleri düşüklüğünü, dalağın büyümesini, dalakta yeni ortaya çıkan nüks açısından anlamlı bulunan iki kitleyi hiç mi hiç önemsemiyor. Belinin dıştan görünen iki şişliği olduğunu söylememize rağmen ona bile bakmıyor. Bizi beyin cerrahisine yolluyor. Onlar ise ameliyatlık bir durum yok dıştaki şilikler bizim konumuz değil diyor dönüyoruz eve. Artık hastanedeki bir doktorun muayenehanesine gidelim kararındayız ve annem bunun için hastaneye gittiği gün o bölümün başkanı ile görüşme şansı buluyor. Ve o doktor da yeni bir tetkik daha isteyip onun sonucu çıkınca gelin diyor. Sonuç çeşitli aksilikler sebebiyle 15 gün kadar gecikiyor. Herneyse sonucu aldık ve dün akşam bu doktor beyin muayenehanesine gittik. Dalaktaki tutunuş lenfoma kaynaklı gözükmüyor, bu hastanın önce belindeki problemin halledilip yürür hale getirilmesi lazım deyip bizi tam başkasına yönlendirecekken ben dayanamıyorum atlıyorum doktor bey hastamız kalkamıyor ki bölüm bölüm gezelim. Hastaneye yatırılıp araştırılmasını talep ediyoruz deyip dalaktaki kitleleri hatırlatıyorum. Ve günün sözü " EVET HAKLISINIZ BU HASTA İNCELENMEYİ HAKEDİYOR " Üçbuçuk aydır Ege'nin en büyük hastanesi Ege üniversitesinde pinpon topu şeklindeki halimiz, önümüzdeki hafta babamın hastaneye yatırılıp incelenmeye başlanması ile stabil hale geçecek inşallah. Tabii bu arada yatması gereken oda için günlük 30 YTL derneğe para bağışında bulunmamız gerektiği, aksi takdirde diğer odalarda 10-15 hastasının sırada olduğu ve beklememiz gerektiği doktor bey tarafından bize bildiriliyor. Allah gücü olmayanlara yardım etsin. İşte böyle sevgili arkadaşlarım babamla ilgili son durum bu. Yani hastalığın hala adı konmuş değil :((

Bu arada evimin beter böceği miniğim de kum döküyor. Birazdan onu da üriner sistem usg si için götüreceğim. Bugün işe gitmedim. Dün geceden beri ateşi vardı. Sabah idrarı ile yaptırdığımız tahlil neticesinde kum döküyor ve dökerken de hafif kanamaya neden olmuş şeklinde tercüme edilen bir sonuç çıktı. Aile doktorumuz antibiyotik ismi verdi ona başlamamızı istedi. Bittiğinde tekrar tahlil yaptırırız yine kum çıkarsa o zaman ultrason çektiririz dedi ama ben sabredemedim aldım randevuyu... Bugün böyle tatsız konular vardı. Daha güzel haberlerde ve tariflerde buluşabilmek dileğiyle...

Pazar, Ekim 29, 2006

Salı, Ekim 24, 2006

BAYRAM ŞEKERLERİ :)


Evet... Kızlarımın fotoğraflarını sizle paylaşıyorum. Bunlar tam bayram şekerleri değil mi ? Allah iyilerle karşılaştırır ve şanslarını bol verir inşallah...


İlk gün annemlere gittik. Ama gitmemiz öğlen saatlerini buldu. Halbuki çocukluğumda hatırlıyorum annanemlerde kahvaltıdan önce buluşulur, bayramlaşılırdı. Şimdi bayram tatilleri biraz da dinlence tatilleri olarak görüldüğü için nerde o eski bayramlar.... Hep düşünürüm her dönem nerde o eski diye başlayan bir çok değişik konuda cümle kuruluyor. Acaba ileriki yıllarda şimdiki zaman için de nerde o eski günler diyecek miyiz? Neyse bu konular bitmez.



Bayram ziyaretlerle sürüyor. Ziyaret ettiklerimizden biri de yeni bebekleri olan bir apartman komşumuzdu. İlk çocukları yani kızları bu sene lise 1 de ve şimdi de 32 günlük bir oğulları var. Allah bağışlasın, Allah anneli babalı büyütsün. Bebek ziyareti için ilk gittiğimde ramazanın içindeydik ve ben niyetliydim. Lohusa şerbetini içememiştim. Bugün bize tatlı ikramından hemen önce lohusa şerbeti ikram etti. Bu kadar hafif, bu kadar tadı güzel bir lohusa şerbeti daha önce içmemiştim. Tarifini istedim ama 4 kişinin deneme yanılma yolu ile yaptıkları bir şerbet olduğunu öğrendim. Yani tarif yok. Fotoğrafını çekmiştim. Sizlerle de paylaşmak istedim.

Cumartesi, Ekim 21, 2006

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...

RAMAZAN BAYRAMINIZI KUTLAR,
SAĞLIKLI, MUTLU VE HUZURLU NİCE BAYRAMLAR DİLERİM...



Hafta içi gelen temizlikçimin de yardımlarıyla bayram temizliği işlerini büyük ölçüde halletmiştim. Cuma akşamı iş çıkışı da biraz kendi bakımıma zaman ayırdım :) Ve bugün de önce sabah erkenden, kalan birkaç gıda ve güzel kızlarımın bayramlık kıyafetleri alışverişini yaptım. Ancak kendime de çok kızdım. Bunları bir hafta önce yapsaydım daha rahat rahat olurdu diye. Çünkü çok koşturduk. Evimizin beter böceği her zamanki gibi pembe, kendi deyimiyle "koyu" takıntısı ile pembe bir jile tarzı elbise seçti. Ben de içine bir ton açığından bir tişört aldım. Büyük kızım, güzel prensesim ise önce bir şey beğenemese de mağazanın kataloğuna bakınca fikri değişti ve kataloğda tesbit ettiği iki etekten birinde karar kıldı. Onun da üzerine uygun bir tişört aldık. Onlara bir şeyler aldığımda her anne gibi ben de çok mutlu oluyorum. Miniğim aldıklarımızı mağazada giydi ve akşam yemeğine kadar da üstünden çıkarmadı.

Bayram tatlısı olarak, bir komşumuzun yaptığı oklava tatlısı ve benim hüner margarinin tarif kitabından yaptığım cevizli tatlı yapımları bitti. Biraz önce son tepsiyi de pişirdim. Şurubunu da hazırladım. Ancak bayram sabahı tatlıların üzerine dökmeyi planlıyorum. Babamın rahatsızlığı sebebiyle annem tatlısını kendisi yapamadı. Daha önce annemlerin apartmanında oturan bir komşu ablamız vardı. O ben yapayım demiş. Ve bir tepsi de bana yaptılar. Sabah malzemelerimi bırakmıştım. Ama benim yardımım olamadı. Kızkardeşimle birlikte yaptılar ellerine sağlık...


Bu tatlıları fotoğraflarken onların yaptığı oklava tatlısını pişirmiştim. Ama benim cevizli tatlımın kızarmadan önce resmini çekmiş oldum. Bu tatlı oldukça beğenilen ve çok pratik bir tatlı. Tatlı yapımını son güne bırakıp, bloglardan tatlı tarifi arayanlara bir alternetif olur düşüncesi ile tarifini buraya ekliyorum.

CEVİZLİ TATLI (TÜRK GECESİ ETKİNLİĞİ)


Malzemeler :

1 paket oda ısısında yumuşamış margarin
1 çorba kaşığı zeytinyağı
2 çorba kaşığı yoğurt
1 yumurta
1 limon kabuğu rendesi
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 su bardağı iri çekilmiş ceviz içi
3,5 su bardağı elenmiş un
1 tutam tuz

Şurubu için :

3 su bardağı tozşeker
3 su bardağı su
Yarım limon suyu

Süsleme için :

5 çorba kaşığı çekilmiş ceviziçi


Yapılışı :
Oda sıcaklığında yumuşamış margarini, zeytinyağını, yoğurdu, yumurtayı,tuzu, kabartma tozunu ve limon kabuğu rendesini karıştırın. Cevizi ve unu ekleyerek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yoğurun. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp hurma şekli verin. Rendenin veya süzgeçin yüzeyine bastırarak üzerlerine desen yapın. Yağlanmış tepsiye aralıklı olarak dizip önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında pembeleşinceye kadar pişirin.


Şurubu hazırlamak için tencerede tozşeker ile suyu kaynatın. Koyulaşınca limon suyunu ekleyin. Birkaç dakika sonra ateşten alıp ılınmaya bırakın. Tatlıyı fırından çıkarıp ılık şurubu üzerine dökün. Şurubunu çekince üzerine ceviz serpip servis yapın.

Salı, Ekim 17, 2006

PORTAKALLI SUPANGLE


Tarif, daha önce de belirttiğim gibi Dr.Oetker tariflerinden :

Malzemeler :

Hamur için :

100 gr yumuşak margarin
1/2 su bardağı toz şeker
1 poşet vanilya
1 tutam tuz
2 yumurta
1 su bardağı Dr.Oetker sade kek karışımı
1 portakal kabuğu rendesi


Islatmak için :

1 çay bardağı portakal suyu
1 yemek kaşığı toz şeker
1 portakal kabuğu rendesi

Üzeri için :

1 poşet Dr.Oetker supangle
500 ml (2,5 su bardağı) süt
25 gr (1 yemek kaşığı) margarin

Yapılışı :

Margarini mikser ile 1 dakika çırpın. Toz şeker, vanilya ve tuzu ekleyip 2 dakika daha çırpın. Yumurtaları teker teker ekleyerek her birini 30 saniye kadar çırpın. Sade kek karışımı ve portakal kabuğu rendesini ilave edip 1 dakika daha çırpın. Hamuru 20x30 cm boyutunda yağlanmış kalıba yayın ve ısıtılmış fırında 160 derecede yaklaşık 20 dakika pişirin.

Portakal suyu, toz şeker ve portakal kabuğu rendesini iyice karıştırın. Fırından çıkardığınız keki 5 dakika bekletip şurubu üzerine yayarak dökün ve soğumaya bırakın.

Supangleyi süt ve margarin ile üzerindeki tarife göre pişirin. Ocaktan alıp ara ara karıştırarak 5 dakika bekletin ve kekin üzerine yayın. Oda sıcaklığına geldiğinde buzdolabına alıp, 2-3 saat soğutup dilimleyerek servis yapın. Üzerini ben iri çekilmiş fındık ile süsledim. Siz dilediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.



Misafirlerimin ve benim ortak fikrimiz çok hafif ve lezzetli bir tatlı olduğu şeklindeydi. Ve bu son resim de misafir ailenin beyinin çektiği bir fotoğraf. Bunu özellikle böyle çektiğini, çayla çok güzel gittiğini söyleyince bu fotoğrafı da sayfama koymamı istediğini anladım ve de işte yukarıda...

Pazar, Ekim 15, 2006

BİR İFTAR DAVETİ DAHA...


Bugün bir iftar daveti daha verdik. Misafirlerimiz eşimin iş arkadaşı, onun ailesi ve yine iş yerinden bekar bir arkadaşıydı. Bu aile de çok sevdiğimiz insanlar. Evin hanımıyla eşinden dolayı tanıştık ve çok içten, çok samimi olması nedeniyle dostum dediğim insanlar arasında yerini aldı. Güzel prensesimle yaşıt çok tatlı bir kızları var. Ayrıca bu akşam için babamın yanında kızkardeşim bekledi ve annemi de yemeğe çağırdım. O da gelirken çok nefis bir yaprak sarması yapıp getirmişti. Bu sene daha önce de belirttiğim gibi annemleri hep birlikte iftar yemeğine alamadım. En azından bu şekilde bir akşam da olsa annemi de ağırlamış oldum. Gerçi anneler durur mu? durmadı tabii. Gece boyu bir sürü yardımı oldu bana. Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin anne çok başka bir şey. Herkesin annesi fedakardır ama benimki yakınımda olduğundan dolayı sınırsız fedakar. Eşim yurtdışındayken hep benimle birliktelerdi. Evlerine günlerce uğrayamadıkları oldu. Onların bu yardımlarını hiç bir şekilde ödeyemem. Başardığımız her güzel şeyde mutlaka katkıları oldu. Allah hepsinden razı olsun. Evet, işte bu akşamki menümüz :



Yayla çorba
Çerkez tavuğu
Soslu patlıcan kızartması
Fırında kaşarlı mantar
Mevsim salata
Kremalı patates
Şehriyeli pirinç pilavı
Mantarlı dana et sote
Zeytinyağlı yaprak sarma
Pırasalı börek
Portakallı supangle

Kremalı patates yine sofra dergisinden... Çerkez tavuğu da öyle. Pırasalı börek Sevgili ebruli lezzetler sitesinden tarifini alıp yaptığım bir börek. Teşekkür ediyorum. Portakallı supangle ise Dr.Oetker'in bir tarifi. Bu tarifleri önümüzdeki günlerde sayfama eklemeyi düşünüyorum.





Pazar, Ekim 08, 2006

İLK İFTAR DAVETİM

Bu ramazan babamın rahatsızlığından dolayı annemleri iftara davet edemedim. Kardeşlerim menümün güzel olduğu bir akşam oruçlarını bizde açtılar, birlikte iftar yaptık ama bu bir davet sayılmazdı. Neyse babam iyi olsun inşallah da daha çok yemekler yeriz kısmetse. Babamı çarşamba günü doktorlarına götürdük yani onu lenf kanserinden dolayı takip eden bölüme. MR da çıkan dalağın büyümesini de, gözüken iki kitleyi de, kan değerlerinin düşüklüğünü de önemsemediler. Israrla bunların neden olduğunu sorduğumda da lenfomalı hastalarda zaman zaman bu gibi durumlar olur cevabını verdiler. Belini düzeltirsek bu hasta zaten kontrollerine gelebilen bir hasta gelir ve bu sorunları çözeriz deyip, beyin cerrahına gönderdiler bizi. Orda da ameliyatlık bir durumunun olmadığı söylenip, yeni ilaçlar yazıldı. Bütün bunlar bize mantıklı gelmese de doktor olan onlar. Umarım iyileşip ayağa kalkacağı günler yakındır. Ama durumu 1 hafta daha aynı şekilde seyrederse hastanenin döner sermaye şeklinde çalışan profesörlerinden birinden randevu alıp, götürmemiz lazım diye düşünüyoruz. Allah bütün hastalara acil şifalar versin.( Amin )

Bu seneki ilk iftar davetini çok sevdiğimiz, aile dostu olduğumuz arkadaşlarımıza verdik. Aile dostu diyorum ki gerçek anlamda dost insanlar. Benim güzel prensesimle yaşıt çok tatlı, çok efendi bir oğulları var. Ben evimizin beter böceğine hamileyken eşim yurtdışına çalışmaya gitmişti. Ve doğumda da yanımda olamadı. Eşimin yurtdışına gitmesinden itibaren bir çok ailece görüştüğümüz arkadaşlarımızın aksine bu dost aile benle iletişimlerini hiç kesmedi. Yine evimize ziyarete geldiler, beni ve güzel prensesimi dışarıda yemeğe götürdüler ve doğum yapıp odama alınıp gözümü ilk açtığımda ailem dışında karşımda gördüğüm insanlardı onlar. Yakın zannettiğim bir kaç arkadaşım zamanı şunu bunu bahane edip hastaneye gelmediler bile. Üstelik ben bu gibi durumları yakın dediğim insanlar için hiçbir zaman atlamayan bir insanımdır. Herneyse, işte birçok arkadaşım yabancı gibi davranırken bu dost insanlar her zaman bana dostluklarını sonuna kadar hissettirdiler. Bu yaptıklarını hiçbir zaman unutamam ve onları hepimiz çok seviyoruz. Umarım dostluğumuz hayat boyu devam eder. Gelelim menümüze :




Ezogelin çorba
Soslu patlıcan kızartması
Unlu kabak kızartması
Yoğurtlu havuç
Çerkez tavuğu
Çorbalı ve kremalı tavuk
Domatesli pirinç pilavı
Mevsim salata
Kolay Börek
Hurma
Pastırma

Güllaç



Bu çok sevdiğimiz ailenin hanımı canım arkadaşım da gelirken yaptığı kabak tatlısını getirmiş. Ki zaten ne yapsa müthiş güzel ve lezzetli yapıyor. Harika bir tatlı olmuş. Ellerine sağlık canım arkadaşım :) Havalar bugünlerde güzel gittiği için balkona hazırladığım sofrada çok güzel bir iftar açtık. Allah tekrarını nasip etsin inşallah. Sonrasında hemen çayımızı içtik. İftarda çay çok aranıyor doğrusu. Çok güzel bir sohbetle neşeli ve keyifli bir gece geçirdik. Biraz önce onları yolcu edip, kalan birkaç işimi de tamamladıktan sonra sıra geldi bu güzel geceyi sizlerle paylaşmaya. Çorbalı kremalı tavuk çok lezzetli bir yemek. Ama soframızın resmini çekmeyi unuttuğum gibi bu güzel yemeği de fotoğraflamayı unuttum. Bir dahaki sefere resmini çektiğimde sizlerle paylaşacağım. Güllacımı süsleyemedim ama resmini çektiğim için ekleyeceğim. Tadı çok güzeldi. Böreği fotoğraflarken evimizin beter böceği elini uzatmak istedi. Aslında onun eli olmadan bir kaç poz daha çektim. Ama ellerinin o tatlı görüntüsünü sizinle paylaşmak istedim. Resimler konusunda kusuruma bakmayın. Normalde güzel fotoğraf çekerim ama yemek fotoğraflamak zormuş . Ve hep aceleye geliyor bu iş. Gittikçe daha iyi olacak diye umuyorum. Bu arada Sevgili Binnur'un sitesinden aldığım ezogelin çorba, Sevgili Ebrulilezzetler sitesinden aldığım güllaç ve de Sevgili Sibel'in kahvesinden aldığım kolay börek tarifleri aynen o sitelerde göründükleri gibi güzel oldular. Hepsine bu tarifleri bizlerle paylaştıkları için buradan teşekkür ediyorum.

Pazar, Ekim 01, 2006

HALKIN SAĞLIĞINDAN TASARRUF OLMAZ!!! VE FIRIN MAKARNA


Cuma akşamı eczacı bir arkadaşımın evine gittim. Güzel Prensesime her sene grip aşısını o yapıyor sağolsun. Bu sene miniğime evimizin beter böceğine de aşı yaptı. Onunki ilk defa yapıldığı için yarım doz yaptı. Yarım doz da 1 ay sonra yapılacak. Bu arada biraz dert yandı bana. Aslında dert eczacıların değil halkın derdi. Neden mi ? Hükümet bazı ilaçları hiç ödememeye bazı ilaçların ise bedelinin belli bir kısmını ödemeye karar verdi ya. Tabii reçete ile gelen vatandaş bu durumu öğrenince ilk etapta kabul etmek istemiyor haklı olarak. Ve tepkisini de suçsuz eczacıya gösteriyor. Arkadaşım diyor ki mesleğimiz niç bu kadar yerlerde sürünmemişti. Ezcacıya kızanlar kızgınlığı hakarete, onları üçkağıtçı görmeye kadar vardırıyormuş. Aslında vatandaş da çok haklı. 1 ay önce para vermeden aldığı ilaç için para istenince veya yarısının parası istenince kendini çaresiz görüyor. Sağlık bu... Herkesin de gücü yok ki ilaçları almaya. Herneyse ben de burdan diyorum ki HALKIN SAĞLIĞINDAN TASARRUF YAPILMAMALI...



Bugün fırın makarna yaptım iftara. Bir de bu ayki Sofra dergisinden kolay bir tavuk tarifi denedim. Ama tavuk yemeğinin resmi iyi çıkmadığı için onun tarifi bir dahaki sefere.

Malzemeler :

1 paket fırın makarna
2 yumurta
Yarım litre süt
3 yemek kaşığı tereyağ
1 su bardağı kaşar peyniri rendesi
Tuz, karabiber

Yapılışı :

Makarnayı kırmadan tuzlu suda haşlayıp, suyunu süzün. Fırına dayanıklı yayvanca bir kaba alıp, eritilmiş tereyağının ve peynir rendesinin yarısını koyup karıştırın. Kaşıkla hafifçe bastırın. Peynirin kalan kısmını üstüne serpin. Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırpıp, süt, tuz ve karabiberi ilave edip karıştırın. Ve tepsideki makarnanın üzerine gezdirerek dökün. En üste kalan tereyağını gezdirin ve fırına koyup üstü kızarana kadar pişirin.

Salı, Eylül 26, 2006

KAKAO KREMALI MUZLU PASTA



Sevgili eşim, etrafındaki bir çok kişinin ona hitap ettiği şekli ile "şef" pastaları çok sever. Haftasonu ramazan öncesi ona pasta yapayım dedim ama pandispanyası konusunda tembellik yapıp hazır pastaban kullandım. İlk defa "karmez" marka pastaban denedim. Ve çok da memnun kaldım. Tarifte göreceksiniz ki tembelliğim sadece kek konusunda değildi ve krema için de Dr.Outker pasta kreması kullandım. Ama tadı çok güzel olmuştu inanın. Teyzem ve küçük kızı babamı ziyaret ettikten sonra bize de uğradılar ve onlara da pastamdan ikram etme şansı buldum. Pandispanyanın hazır olduğuna inanamadılar:)

Malzemeler :

1 adet sade pastaaltı keki (pastaban)
1 büyük kupa vişne-elma suyu
1 paket kakaolu pasta kreması
1 adet muz

Yapılışı :

Dr.Outker kakaolu pasta kremasını üzerindeki tarife uygun olarak hazırlayın. Pastaaltı kekinin alt parçasını vişne-elma suyunun yarısı ile ıslatıp, hazırladığınız kremanın yarısını sürün. Kremanın üzerine ince ince muz dilin. Üst parçayı koyup onu da meyve suyu ile ıslatın. Kremanın geri kalanını pastanın önce üzerine sonra yanlarına sürün. En üstüne çekilmiş bolca fındık koyarak hem süsleyin hem de fındığın o güzel tadı pastanıza lezzet katsın.

Pazar, Eylül 24, 2006

HAYIRLI RAMAZANLAR VE SODALI BÖREK



Sevgili arkadaşlar hepinizin ramazan ayı hayırlı ve bereketli olsun. Sodalı börek tarifini evliliğimin ilk yıllarında en küçük teyzem vermişti. Bu hem hazırlaması kolay hem de tadı güzel böreği ailece çok sevdik. Epeydir başka başka şeyler denemekten yapamamıştım. Cuma günü yufkayı alıp, akşam yaptım ve bir gece bekletip cumartesi pişirdim. Resim çekmek aklıma geldiğinde tepsinin neredeyse yarısı boşalmıştı. Ama bu şekilde de olsa tarifi vermek istedim.

Malzemeler :

5-6 adet yufka ( 1 kg )
300 gr. az tuzlu lor peyniri
Maydanoz ( arzuya göre )
2 şişe maden sodası
3 yumurta
100 gr margarin + 1 çay bardağı sıvıyağ

Yapılışı :

Büyük boy fırın tepsisini yağlayıp, yufkaların yarısını parça parça yapıp tepsiye döşeyin. Lor peyniri + maydanoz karışımını yufkaların üzerine eşit bir şekilde dağıtıp, kalan yufkaları yine parça parça yerleştirin. Böreği bu haldeyken dilimleyin. Üzerine eritilmiş margarin + sıvıyağ karışımını gezdirin. Ayrı bir kapta yumurtaları çırpıp, sodaları üzerine ekleyin. Yumurta + soda karışımını böreğin üzeri tamamiyle ıslanacak şekilde böreğin üstüne dökün. Bu şekilde böreği vaktiniz varsa 1 gece yoksa en az 1 saat beklettikten sonra 180 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

Pazar, Eylül 17, 2006

CEVİZLİ ISLAK KEK


Bu tarifi Sevgili Hatice'nin http://portakalagaci.com sitesinden alıp yapmıştım. O kadar beğendik ki bir çok kere yaptım. İçine konulan paket kremalar çok hoş bir tat katıyorlar. Ve ben ıslak kekleri çok sevdiğim için favori keklerim arasına girdi bu kek. Sevgili Hatice' ye bu güzel kek tarifi için teşekkürler...

Malzemeler :
  • 200 gr. margarin, oda sıcaklığında
  • 1 + 3/4 bardak toz şeker
  • 4 yumurta, hafif çırpılmış
  • 400 ml. çiğ krema
  • 2.5 bardak un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 bardak ince çekilmiş ceviz
  • toz şeker + tarçın karışımı

Yapılışı :

200 gr. margarini ve 1 + 3/4 su bardağı toz şekeri mikser kabında çırpın. hafif çırpılmış 4 yumurtayı ekleyip çırpın.
400 ml çiğ kremayı ekleyip çırpmaya devam edin. 2.5 su bardağı unu, 1 paket kabartma tozunu, 1 paket vanilyayı ekleyip çırpın. mikseri çıkartın.
1 bardak ince çekilmiş cevizi ekleyin. tahta kaşık veya spatulayla karıştırın.
Karışımı ayçiçek yağıyla fırçalanmış dikdörtgen borcama dökün.
180-200 dereceye ısıtılmış fırında 40 dk. kadar pişirin. (üstü kızarmış, içi yarı ıslak olacak)
fırından çıktığında henüz sıcakken üzerine eşit olarak toz şeker ve tarçın karışımı serpin.


Çarşamba, Eylül 13, 2006

Patatesli-Havuçlu Salata

Özellikle yazın yoğurt, mayonez ve sarmısaklı karışımlarla yapılan salataları çok seviyorum. Bu salatayı cumartesi akşamı gelen arkadaşlarım için annem yapıp göndermişti. Soğuk servis yapıldığı için ferahlık hissi veren bir ikramdı. Ellerine sağlık anneciğim... Bu arada babam daha iyi gibi. En azından günde bir defa da olsa yardımla kalkabiliyor. Tekrar mr ve tomografi istediler. Bu günlerde onları çektirmeye çalışacağız. İnşallah iyi netice alırız. Gelelim tarifimize;


Malzemeler :

1/2 kg patates
3-4 tane orta boy havuç
2-3 diş sarmısak
4 yemek kaşığı mayonez
7 yemek kaşığı yoğurt
2 tane yumurta
3 çay kaşığı tuz

Yapılışı:

Patatesleri haşlayıp ezin, rendelediğiniz havuçları patatesler sıcakken ekleyin. Yoğurt, mayonez ve tuzla dövülmüş sarmısağı ayrı bir kapta iyice özleşene kadar karıştırın.
Bu karışımdan salatanın üstünü kaplayacak kadarını ayırıp, geri kalanını patates ve havuç ile karıştırıp, servis tabağına alın. Salatanın üzerini kalan yoğurtlu karışımla kaplayıp, haşlanmış yumurtanın beyazları ile kenarını, ufalanmış yumurta sarısı ile de ortasını süsleyin. Aralara dereotu kıyarak süslemeye ekleyin.

Perşembe, Eylül 07, 2006

BERAT KANDİLİ

Kafam o kadar karışık ki deminki yazımı yazarken atlamışım bu önemli günü... Berat Kandili ile ilgili www.mucize.blogspot.com da çok önemli bilgiler verilmiş. Adam bebeğin annesine burdan teşekkürler.
Berat kandiliniz mübarek olsun.

Sayfamla ilgili zorluklarla süren çalışmalarım

Bloggerların birbirinden güzel sayfaları, aralarında kurdukları güzel dostluklar... daha bir sürü şey...Ben de çok özendim bir sayfam olsun ben de arada sırada da olsa birşeyler paylaşayım, beni de okuyanlar olsun... Ama pek de düzgün olmayan internet bağlantım küçük kızımdan daha fazla engelledi beni ve tabii çok da acemiyim bu konuda. Deneyerek yaparak öğreneceğim, çok istiyorum.
Bu arada babamın bir ayı geçen bir rahatsızlığı söz konusu ki bu da moralmen kötü yaptığı için beni elim kolum zor kalkıyor. 5-6 sene önce lenf kanseri teşhisi konmuştu babama ve tedavi olmuştu. O zamandan beri de kontrollere gidip geliyor. Son aylarda bel ağrısı ile başlayan rahatsızlığı Temmuzun son günlerinden beri onu yatağa bağladı. Zar zor ayarlanan ambulansla hastaneye götürdük iki kere ama ben tıp okumadığım halde aklıma gelen kemik metastazı olayı sevgili doktorlarımızın aklına nedense gelmedi ve kan testi bile yapmadılar. Bir film hadi evinize... Son iki gündür eve getirdiğimiz bir hemşirenin aldığı kanlar tahlile götürüldü ve sonuç kan değerleri nerdeyse dibe vurmak üzere. Yani normal aralık değerlerinin altındaki dipten bahsediyorum. Demek ki lenf kanseri hortlamış. Ben bunu anlıyorum. Sonuçlar bugün doktora gösterilecek ve sanırım kemiklerde bir problem gözüktüğü için kemik sintigrafisi isteyecekler ve de umarım isterler. Yataktan kalkamayan hasta bakımı çok zor. Anneciğimin de sağlığı bozuk olduğu için bu yorgunlukla ona da birşey olur diye çok korkuyorum. Çalıştığım için doğru dürüst bir faydam da olamıyor. Allahım korktuğumuza uğratmasın. Amin
İşte böyle...

Salı, Eylül 05, 2006

Önce; sayfamın adı neden bocuruk? Eşimle tanıştığımız öğrencilik yıllarımızda hep "bıcırık" derdi bana ve evlenip bir de iki çocuk sahibi olup, yaş da ilerledikçe eklenen kilolar nedeniyle "bıcırık oldu bocuruk" esprisi yapılıp duruyor aramızda... Ve ben de portakal ağacı takibi ile başlayan blog tutkunluğuma, 11 yaşındaki büyük kızımın, güzel prensesimin ısrarlarıyla kendi blogumu yazmaya karar vererek devam ediyorum. Ancak 3 yaşındaki küçük kızım, evimizin beter böceği buna ne kadar izin verir kestiremiyorum doğrusu... Bakalım hayırlısı....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...