Pazartesi, Aralık 12, 2011

SEBZELİ BALIK ve TATMAHAL HİSARÖNÜ BALIK PİŞİRİCİSİ


Star Tv de yayınlanan düzenli takip edemediğim ama rastgelince mutlaka seyrettiğim bir yemek programı var. Hergün başka bir ilimizdeler ve orada yaşayan marifetli bir hanımın mutfağında genelde o yöreye o şehre özel yemekleri pişiriyorlar. Rize' den Neriman Hanım Sebzeli Balık yaptı bir bölümde ve ben de bir kaç gün sonra denedim. Balık olarak palamut kullandılar. Palamutu evdekilere çok sevdirememiştim bu tarife kadar. Biraz oyalayıcı bir tarif olsa da mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Tarifi Star Tv internet sayfasından aynen kopyalıyorum:

Malzemeler:

2 adet büyük boy palamut balığı
2 küçük boy patlıcan
1 orta boy patates
1 büyük boy kuru soğan
4 orta boy domates
1 büyük boy havuç
8-9 adet yeşil biber
1 orta boy kırmızı biber
5-6 diş sarımsak
Yarım demet maydanoz
Karabiber
Mısır özü yağı

Yapılışı:

İçi temizlenmiş ve yuvarlak şekilde dilimlenmiş olan palamut balıkları iyice yıkandıktan sonra üzerini geçecek kadar su eklenerek haşlanmaya bırakılır. Bir büyük boy kuru soğan kabukları soyulduktan sonra yarım ay şeklinde doğranır. Patlıcanların kabukları şeritler halinde olacak şekilde temizlenip, küp şeklinde doğranır. Kabukları soğulan patates, domates ve havuçlar da küp şeklinde doğranır. Orta büyüklükte bir tencerede yarım çay bardağı kadar mısır özü yağı ve bir tatlı kaşığı tuzla soğanlar kavrulur. Üzerine tohumları temizlenmiş ve minik minik doğranmış biberler eklenir. Hemen ardından küp şeklinde doğranmış havuçlar ilave edilir. Sert sebzeler geç kavrulacağından kavurma sırası önemlidir. Havuçlar ve biberler yumuşamaya başlayınca küp şeklinde doğranmış olan diğer sebzeler aynı anda eklenir. Üzerine ortadan ikiye bölünen 5-6 büyük diş sarımsak da eklendikten sonra ince şeritler şeklinde kesilen kırmızıbiberler de ilave edilir. Kısık ateşte kavurmaya devam edilir. Sebzeler iyice yumuşadıktan sonra bir çay kaşığı kadar karabiber eklenir. Altı kısık ateşte kalacak şekilde kapağı kapatılarak pişmeye bırakılır. Haşlanan balıkların suyu süzülür. Kılçıkları temizlendikten sonra iri parçalar halinde kalacak şekilde ufalanır. İyice pişen sebzelerin üzerine balıklar ilave edildikten sonra kapağı tekrar kapatılarak 15 dakika kadar pişmeye bırakılır. Yemeğimiz sebzelerin kendi suyuyla pişeceğinden ayrıca su ilave edilmez. Pişmesine yakın üzerine incecik doğranan yarım demet maydanoz ilave edilir ve ocağın altı kapatılır. Yemeğimiz servise hazırdır.


Bu arada İzmirli arkadaşlarıma bir mekan önerim olacak. Forum Bornova' nın hemen karşısında Tat Mahal isimli bir mekan var. İçinde İzmir' in ünlü bir kokoreççisi, söğüşçüsü, pidecisi ve balık pişiricisi bulunuyor. Güzel Prensesim bu hafta sınavları nedeniyle yoğun olan temposunu daha da yoğunlaştıracağı için cumartesi gecesi birlikte nefes almalık bir kaçamak yapalım dedik. Balıksever bir aile olduğumuzdan olsa gerek tercihimizi balıktan yana kullandık ve Tat Mahal içindeki Tarihi Kemeraltı Hisarönü Balık Pişiricisi Hüseyin Usta' nın mekanına gittik. Daha kapıdan girer girmez gösterilen ilgi ve güleryüz tam da bir aile işletmesine geldiğimizin kanıtıydı adeta. Ne yiyelim acaba diye düşünürken mekan sahiplerinin yönlendirmesiyle dil ve lağos şiş, salata, olmazsa olmaz kalamarda karar kıldık. Şimdiye kadar yediğim en güzel kalamarı burada yedim desem abartmış olmam. Bunun heyecanından olsa gerek kalamarı fotoğraflamamışız. Ama sadece kalamar yemek için bile buraya gidilir o kadar yani:))



Şişte dil balığı



Tazeliği ile bizi mesteden yeşilliklerle muhteşem salata



Lağos Şiş



Tertemiz bir mekan, enfes lezzetler, hızlı, güleryüzlü bir servis, mekan sahibi ve eşi ile sıcacık bir sohbet akşamımızı renklendirdi. Onların da Güzel Prensesim yaşıtı bir kızları daha varmış. Küçük kızları yanlarındaydı onunla tanıştık. Merve' nin yaşıtı olan kızlarının ve Merve' nin okulu, dersanesi, dersleri derken sohbeti koyulaştırdık. Bu arada yemek sonrası harika bir tatlı ikramları var. Sonrasında kahvemizi de eksik etmediler sağolsunlar:)

Kısacası; sebzeli balık tarifini ve güzel bir akşam yemeği yediğimiz mekanı denemenizi tavsiye ederek hepinize keyifli, sağlıklı ve mutlu günler diliyorum:)

Cuma, Kasım 18, 2011

1. İzmir'li Yemek Blogu Yazarları Toplantımız




Sanırım toplantıyı yazmayan arkadaşım kalmadı. Ve hepsi de çok güzel anlattılar bu günümüzü. Ortak hobileri olan bir grubuz biz. Buluşmalarımızda konuşacak o kadar çok şeyimiz oluyor ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Bu defa buluşmalarımızı gelenekselleştirmek istedik ve 1. buluşmamızı Sevgili Sedef' in mekanında gerçekleştirdik. Sedef'in enfes mantısıyla başladık, birbirinden becerikli blog arkadaşlarımızın yapıp getirdikleri çeşitli tatlarla devam ettik. Tabii ikramları tadarken çok tatlı sohbetlerimiz lezzeti katladı:)



Buluşmamızı Sevgili Tülay, Sevgili İsmet ve Sevgili Petek organize ettiler. Sevgili Figen de her zamanki gibi tartışmasız tecrübeleri ile destek oldu arkadaşlarımıza. Sevgili Sedef de dahil olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler...

Tabii toplantımızı destekleyen aşağıda linklerini verdiğim firmalara ve firmalardan bizzat gelerek toplantımızı renklendiren Sevgili Cana Hanım' a, Sevgili Mine Hanım' a , Sevgili Emine Hanım' a ve Sevgili Arzu Hanım' a da çok teşekkürler...



Dr Oetker

http://www.droetker.com.tr




Özlem Demircan Prodüksiyon
Sergisinden 3 adet büyük boy tablo hediye etti.
https://www.facebook.com/photographerozlem




LEZİTA

http://www.lezita.com.tr



KARANLIK ODA FOTOĞRAF EĞİTİM MERKEZİ
1 Arkadaşımıza ücretsiz Temel Eğitim Fotoğraf Kursu Hediye ettiler.
http://karanlikoda.org




YONCA GIDA
http://yoncagida.com.tr

Kırmızı Dergi
http://www.rengarenkkirmizi.com/


Yazıyı hazırlarken kullandığım fotoğraflar için de Sevgili Figen' e teşekkürü borç bilirim.

Sağlıklı, keyifli ve iyi günlerde görüşebilmek dileğiyle...

Pazartesi, Ekim 03, 2011

FIRINDA PATATESLİ TAVUK


Sevgili Tijen Aktay bu ramazanda her gün iki ayrı tarif ekledi sayfasına. Ve ben bir çok tarifini denedim. Fotoğrafta gördüğünüz Fırında Patatesli Tavuk tarifini denemek bu güne kısmetmiş. Çok becerikli blog arkadaşlarım var ve Sevgili Tijen de bunlardan biri. Ramazandaki performansını gıptayla izledim ve çok faydalandım. Ona çok teşekkür ediyorum. Bu tarifi ben de yazayım ki bir kez daha hatırlansın mutlaka denensin dedim:)

Tarifi aynen kopyalıyorum:


Malzemeler :

4 büyük boy patates,
½ kg kemiksiz tavuk budu,
1 kuru soğan,
2 kırmızı biber,
1 yeşil biber,
2 rendelenmiş domates,
½ yemek kaşığı domates salçası,
1 çay bardağı su,
2 yemek kaşığı tereyağı,
300 gr rendelenmiş kaşar peyniri,
tuz,
karabiber

Yapılışı :

Patatesleri ince parmak şeklinde doğrayıp su dolu bir kaba alın. soğanı ve biberi yemeklik doğrayın. Tavaya 1 yemek kaşığı tereyağını alıp eritin. Üzerine soğanı ekleyip soteleyin. Soğan az yumuşayınca biberleri ilave edip karıştırın. Minik kuşbaşı şeklinde doğradığınız tavuk etlerini tavaya ilave edip soteleyin. 7-8 dk sonra 1 çay bardağı suyu, rendelenmiş domatesleri ve salçayı ilave edin. Tuzu ve karabiberi ekleyip karıştırın. Pişmeye yakın ocaktan alın. Soğumaya bırakın. Fırın tepsisine patateslerin yarsını ekleyip yayın. Ortasına tavuklu harcı ekleyip yayın. Kaşar peynirinin yarsını serptikten sonra kalan patatesleri ekleyin. Kalan tereyağını parça parça üzerine ekledikten sonra tuz ve karabiberi serpip önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 30 dk pişirin. Süre dolunca üzerindeki kağıdı alıp 20-25 dk daha pişirin. Fırından çıkarmaya yakın kalan kaşar peynirini serptikten sonra peynir eriyip kızarana kadar pişirin. Sıcak olarak servise sunun.

Ben sote yaparken zeytinyağı kullandım. 1 yemek kaşığı kadar tereyağını tarifdeki gibi üzerine parça parça ekledim. 30 dk sonra kağıdı aldığımda fırının ızgarasını çalıştırıp patateslerin biraz kızarmasını sağladım çünkü kızlarım kıtır tatlardan çok hoşlanıyorlar. Ortaya Sevgili Tijen in her tarifinde olduğu gibi enfes bir tat çıktı. Mutlaka ama mutlaka deneyin derim.

Herkese iyi haftalar olsun:)

Perşembe, Eylül 22, 2011

ŞAKA GİBİ...


Malum 19 Eylül' de okullar açıldı. Sabah okula giderken o kısacık mesafede 5 yerde birden belediye ekiplerinin çalışmaları vardı. Bütün yaz durdular durdular, inanamadım ya onlar da okullarla birlikte çalışmaya başladılar.



Kaldırım taşlarını söküp yeniden döşeyen ekipler, rögar kapaklarını değiştiren ekipler, asfaltı yenileyen ekipler... Tabii ki çalışsınlar ama neden okulların açıldığı ilk gün? İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri mi yoksa Bornova Belediyesi ekipleri mi dikkat etmedim ama nedenini inanın çok merak ediyorum. Okursa bir yetkili yazsın da öğrenelim!



Evimizin bulunduğu çevrede yaklaşık 2 km. lik bir çap içerisinde 2 özel okul, 2 ilköğretim okulu ve 2 Anadolu Lisesi var. Okulların açıldığı ilk hafta çocuğunu servise veren veliler bile kendi araçlarıyla götürüp getirmeyi tercih ederken yani normalden yoğun bir trafik beklentisi varken böyle bir çalışmaya kim start verir? Bilemiyorum...



Ayrıca yine bu çevre yani okullar arasındaki bu yol uzun yıllardır trafik eğitim sahası olarak kullanılıyor. 10-15 yıl önce oldukça tenha olan bu semt şimdilerde çok yoğun bir nüfusa sahip. Öyle ki birbiriyle dip dibe 5 büyük market doluyor taşıyor. Trafik kursu veren bu arabaların bu semt için artık uygun olmadığı ile ilgili kişisel bütün çabalarım boş çıktı. Milli Eğitim Müdürlükleri veriyormuş bunun kararını ve telefonla konuştuğum bir bayan yetkili kendileri nasıl uygun görürse öyle olacağını söyledi. Ama neden? Mantıksızlık bile isteye devam mı etmeli? Nasıl daha iyiye gideceğiz ki biz? Eminim bu kararları veren insanlar dost ahbap sohbetlerinde Avrupa şehirlerine methiyeler düzüyorlardır. Biraz çalıştıralım kafaları ne olur?



Yukarıdaki bu fotoğrafta gördüğünüz yeni asfaltlı yol sabah okul trafiği esnasında kapalıydı ben o saatlerde akıl edemediğim için fotoğraf işini akşam üstü açıkken çekebildim.



Sabah evden çıkıyorsun çocuklarını okula bırakacaksın belki işe yetişeceksin. Yazın şehir bomboşken ortalarda görünmeyen belediye okullarla birlikte açılış yapmış, 5-6 yerde şerit kapatmış çalışıyor. O da yetmezmiş gibi önünde sağda bir sürücü kursu arabası solda bir sürücü kursu arabası tıntın gidiyor. Bir dolu cambazlıkla ilerlemeye çalışıyorsun. Var mı sizin de böyle yaşadıklarınız tahmin ediyorum ki beterleri de vardır. Ama ne olur sessiz kalmayalım. Koyun değiliz. Bu işlerin başında olanlar bizden akıllı değiller.




Fotoğrafları cep telefonu ile çektiğim için çok iyi değiller. Sabır gösterip okuyanlara teşekkür ederim. Bu da bir ses duyurma yolu olsun dedim.

Öğretmen ve öğrencilere ve tabii velilere de sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir eğitim-öğretim yılı diliyorum:)

Salı, Mayıs 24, 2011

ANANASLI ALT-ÜST KEK


Son 1 senedir güncel yabancı dizileri takip ediyorum. House M.D. ile başladım. Desperate Housewives (Umutsuz Evkadınları) ile devam ettim. Her yeni bölüm yayınlandığında her ikisini de seyretmeye çalışıyorum. Anlattıklarımın tarifle ilgisi?... Var tabii:)) Desperate Housewives ın 7. sezonunda sanırım 17. bölümdü Bree (yemek konusunda en becerikli olan) bir kek yaptı. Eeee o yapar da ben durur muyum? Hemen kalktım ben de aynı kekten yaptım.

Malzemeler :

4 dilim ananas
2 yemek kaşığı tereyağ
4 yemek kaşığı esmer şeker
3 yumurta
1,5 bardak şeker
1/2 bardak sıvı yağ
1/2 bardak krema
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
2,5 bardak un



Yapılışı:

Bir tavada tereyağını eritin ve ananas dilimlerinin her iki yüzünü de bir miktar kızartın. Sonra üzerlerine esmer şeker ekleyip karamelize olmasını sağlayın. Ve yağladığınız 22 cm. lik kalıbınıza ananas dilimlerini dizin, tavada kalan karameli de kalıba sıyırın beklesin.
Yumurta ve şekeri iyice çırpıp, yağı ve kremayı ekleyin. Unu kabartma tozu ve vanilya ile birlikte eleyip sıvı karışıma bir spatula yardımı ile ilave edin. Kek hamurunuzu kalıba boşaltın ve 170 derecede 40-45 dk. pişirin.

Bree, kekin ananas dilimlerini kızartması ve karamelize etmesi dışında tarifi vermedi tabii. Ben kek hamurunu kendim yaptım. Bence güzel oldu. Kek hamuru kısmında siz kendi sevdiğiniz bir karışımı da deneyebilirsiniz.

Kek piştikten sonra servis tabağına altı üste gelecek şekilde konduğu için sanırım adı alt-üst kek.

Herkese keyifli bir hafta diliyorum. Sofranızdan bereket, evinizden huzur eksik olmasın:)

Cumartesi, Nisan 30, 2011

GARANTİLİ SUFLE TARİFİ




Tarif Emel Başdoğan' a ait. Geçen yıl yanılmıyorsam Mayıs ayı gibi Kanal D de tam da öğlen saatlerine denk gelen "Tam Tadında" isminde bir yemek programı hazırlıyordu Emel Başdoğan. Hiçbir programını kaçırmamaya çalışıyordum. O kadar kaliteli, o kadar öğretici ve o kadar güzel bir programdı ki. Ve bir gün aniden yayından kalktı. Yaz dönemine girildiği için ara verildiğini düşünmüştüm ama maalesef yeni yayın döneminde başlayan programlardan biri olamadı. Neden bu tür yapımlar yeterli reyting alamaz anlayamıyorum, sanırım içinde sansasyon olmadığı için:(





16.06.2010 günü yayınlanan "Tam Tadında" programında Emel Başdoğan kızına çeyiz niyetine bırakacağı birkaç demirbaş tarifinin olduğunu, bunlardan birinin de başarısı garanti olan sufle tarifi olduğunu söyledi. Ben de hemen not aldım tabii. Neredeyse 1 yıl olmak üzere ama ben başarısından yapmadan emin olduğum tarifi ancak bu akşam yaptım ve beni yanıltmadı. Güzel Prensesim ile birer tane yedikten sonra hemen geçtim bilgisayarın başına. Çoğu kişinin sevdiği ama yapmaya cesaret edemediği, yapsa bile her seferinde başarılı olamadığı sufleyi bu tarifle yapın afiyetle yiyin diye hemennn yazıyorum:))

ÇİKOLATA SUFLE

Malzemeler :

30 gr tereyağ
3 yemek kaşığı toz şeker
120 gr bitter çikolata
1 paket vanilya
4 yumurta sarısı
4 yumurta beyazı
1 tutam tuz
1 yemek kaşığı pudra şekeri
1 tatlı kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı sıcak su



Yapılışı :

1- Çikolataları kırın. Tereyağ ile birlikte benmari usulü eritin. Tereyağ altta çikolatalar üstte olsun. Su dolu bir kabın içine başka bir kabın yüzer şekilde konarak içindekilerin eritilmesi benmari usulü oluyor.

2- Yumurta beyazlarını bir tutam tuz ilavesi ile katılaşana kadar çırpın. Daha sonra içine 1 yemek kaşığı pudra şekerini ve 1 tatlı kaşığı limon suyunu karıştırın.

3- 1 yemek kaşığı sıcak su ile 3 yemek kaşığı şekeri karıştırıp şeker eriyinceye kadar ocakta tutun.

4- Yumurta sarılarını vanilya ekleyerek çırpıp, erimiş şekeri yavaş yavaş ilave edip çırpmaya devam edin. Daha sonra erimiş çikolata-tereyağ karışımını ekleyin.

5- Bu arada fırını 190 dereceye ısıtın ve sufle kaplarınızı tereyağ ile yağlayıp üstlerine toz şeker serpin.

6- Çikolatalı karışımın içerisine çırpılmış yumurta beyazı karışımının önce az bir miktarını karıştırıp daha sonra tamamını ilave edip beyazlar sönmeden yavaş yavaş karıştırarak homojen olmalarını sağlayın.

7- Sufle kaplarını 1 parmak boşluk kalacak şekilde doldurup önceden ısıtılmış fırına sürün ve 13 dakika pişirin.

8- Fırından çıkardığınızda sıcak sıcakken; pudra şekeri serperek, üzerine bir top dondurma koyarak veya çırpılmış krema ilavesi ile servis yapabilirsiniz.

Daha önce de sufle denemelerim olmuştu ama bizim en çok hoşumuza giden tarif bu oldu. Bir daha eve sufle getirteceğimi yada dışarıda sipariş verip 30 dakika bekleyeceğimi hiç sanmıyorum. İnanın çekinmeyin, siz de deneyin. Evde kendi yaptığınız sufleyi yemenin tadına varın. Afiyet olsun...

Sevgili Emel Başdoğan' a tarif için, programlarında ondan öğrendiklerim için çok teşekkür ediyorum. Böyle insanlar iyi ki varlar.

Geçen pazar günü Hürriyet Gazetesi Pazar ilavesinde Ayşe Arman'ın Arman Kırım Bey ile yaptığı röportajı okumuş ve kanser ile mücadelesini, rahatsızlığını öğrenmiş, çok etkilenmiş ve çok üzülmüştüm. "Büyütmem gereken bir kızım var şalteri nasıl kapayabilirim?" diyen Arman Bey in ölüm haberini duydum 3 gün sonra. Çok üzüldüm. Arkasında kendini hatırlatacak eserler bıramış olması sanırım tek teselli. Ben de Hürriyet Gazetesi' nde "Simit-Havyar" isimli köşesinde verdiği tariflerden 2 tanesini deneyerek sayfamda yer vermiştim. Burada ve buradaki tarifler sonucundan çok memnun kaldığım tariflerindendi Arman Bey'in. Kendisine Allah tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun. Allah ım eşine ve kızına sabır ve metanet versin!

Sevdikleriniz sağlıklıyken değerini bilerek, tadına vararak yaşayacağınız günler diliyorum hepinize. Keyifli bir pazar olsun herkese :)

Salı, Nisan 26, 2011

KURU DOMATESLİ ve ZEYTİNLİ EKMEK


Malzemeler :

1 cup (230 ml) + 110 ml ılık su (su bardağı ölçüsü 1 tam + 3/4 )
2 yemek kaşığı toz şeker
1 paket instant maya
1 tatlı kaşığı tuz
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı yoğurt
2 cup kepekli un (su bardağı ölçüsü ile toplamda 4,5 bardak un)
2 cup beyaz un
2 yemek kaşığı ruşeym
1 avuç kadar çekirdeği çıkarılıp doğranmış siyah zeytin
6-7 adet zeytinyağında bekletilmiş kurutulmuş domates dilimlenmiş

Yapılışı :

Ben ekmek makinası aldığımdan beri ekmeklerimi makinayı kullanarak yapıyorum. Önce şeker, maya, ılık su, tuz, zeytinyağını koyup üzerine unu ekliyorum. Makinanın genelde 1 nolu 3 saatlik programını seçiyorum. Büyük boy, orta kabuk renginde başlatıyorum çalıştırmaya. 40 dk kadar sonra bip sesi ile birlikte zeytin ve domatesi ekledim. İç malzemelerim değişiklik gösterebiliyor. Özellikle pazar kahvaltılarına çok yakışacağını düşündüğüm bu tarifi denemenizi öneririm.

Yaklaşık 2,5 saat sonra bütün evi kaplayan misss gibi bir ekmek kokusu oluyor. Sadece bunun için evde ekmek pişirmeye değer. Ayrıca kızlarımın küçüklüklerinden anılarında böyle kokular kalmasını çok önemsiyorum. Çünkü biliyorum ki; ileriki yaşlarda duydukları bir koku ile çocukluklarının o mutlu günlerine geri dönüp yaşama sevinci kazanacaklar. O gün yaşadıkları zor bir olayı yada sıkıntıyı belki de böyle aşacaklar.

Herkese ağız tadı yerinde, bol bereketli sofralar ve keyifli günler diliyorum :)

Pazar, Nisan 24, 2011

23 NİSAN ŞENLİKLERİ


Çalıştığım dönemlerde 23 Nisan benim için daha çok evdeki işlerimi halledebileceğim bir gündü. Güzel Prensesim i ne bir stadyum kutlamasına, ne sonrasında yapılan çeşitli 23 Nisan şenliklerine hiç götürmedik. Sadece okulda varsa bir kutlama götürüp getirdik acelece. Geçen sene çalışmadığım ilk 23 Nisan tatilinde Güzel Prensesim ile İstanbul turundaydık. Dolayısiyle miniğimin ilköğretimdeki ilk Çocuk Bayramı Gösterisini izleyememiştim. Bu sene gösteri başlangıç saatinden 1 saat 15 dakika önce tören yerindeydim. En az miniğim kadar heyecanlıydım yani. Okulumuz; ana sınıfı da dahil olmak üzere ilköğretim 1. kademe sınıfları olarak çok güzel bir gösteri hazırlamışlardı. Oturduğum yerden tüm müziklere çoşkuyla eşlik ettim.



Ana sınıfları dünya ülkelerinin danslarını konu alan bir gösteri hazırlamışlardı. Hepsi birbirinden güzel yaptılar gösterilerini :)



Miniğimin gösterisinde 2. sınıfların 3 şubesi birlikte bir dans gösterisine hazırlanmışlar. Kalabalık oldukları için sahneyi tam doldurdular. Ve Sertap Erener' in Rengarenk parçası eşliğinde harika bir dans sundular bizlere. Dansı videoya çektiğim için buraya fotoğraf ekleyemedim. Ama dans öncesi bekleme sırasında görünüyorlar fotoğrafta.



Daha büyük sınıflar ise step dans hazırlamışlardı, onlar da harika bir gösteri sundular.



Bornova Koleji İlköğretim Okulu öğretmen ve öğrencilerini bu güzel gösteri için gönülden tebrik ediyorum.

Ertesi gün ise miniğimi bir arkadaşının annesi ile sözleşerek Kültürpark Tenis Kulübünde EÇEV (Ege Çağdaş Eğitim Vakfı) yararına düzenlenen 23 Nisan Şenliklerine götürdük. Blogumda genelde olumsuz olaylardan bahsetmeyi sevmiyorum. Ancak yaşadığımız şeyi bu defa anlatmak istiyorum ki böyle davrananlardan biri tesadüfen de olsa burayı okursa aslında karşısındakilerin enayi olmadığını, sadece seviyelerine inmemek için bir noktadan sonra sessiz kaldıklarını bilsinler.

Bir arkadaşımla organizasyonun başladığı saatte oradaydık. Masaların çoğu doluydu. En kenarda bir masa farkettik 2 sandalyesi doluydu 4 sandalye boş. Biz arkadaşımın küçük oğlu da dahil kızlarımızla 5 kişiydik. Eşyalarımızı koyduk. Çocuklar acıktığı için yiyecek almaya gittik. 15 yada 20 dakika sonra elimiz kolumuz dolu döndüğümüzde bir de ne görelim. Bıraktığımız eşyalar bir sandalyeye yığılmış diğerlerinde bayanlar otıurmuş yemeklerini yiyorlar ve bizim hiç farkımızda değilmiş gibi bir tavırdalar. Kibarca ya biz buraya eşyalarımızı bırakmıştık yer ayırmıştık ama dememize kalmadan "tapusunu mu aldınız? Sizi mi bekleyecektik. Ne olmuş yani oturduk yiyoruz. Biletler numaralı değil, öyle olsa numaralı olurdu v.s. v.s... Aman Allah ım sanki bu konuda eğitim almışlar. Bir de biri susuyor ötekisi alıyor sazı eline... Seviyelerine düşmeyelim diye uzaklaştık çaresiz. Ama sayemizde oturdukları masada ara ara kalktıklarında eşyalarını da bırakarak gün boyu oturdular utanmadan:S Madem birini eleştiriyorsun aynı hareketi sen nasıl bu kadar fütursuzca yapıyorsun??? "Dün dündür bugün bugündür" söyleminin bu olaydaki etkisi...

Bunla kalsa iyi! Kenarlarda ortası çiçeklik olan betonları masa gibi kullanarak yemeklerimizi koyabileceğimiz bir yerin etrafına 4 sandalye bulduk oturduk. Tabii çocuklar yemeklerini yedikten sonra oynamaya gittiler. Arkadaşım da zaman zaman oğlunun peşinden koşturuyor. Her neyse 2 genç anne geldi çiçekliğin diğer yanına. Bir tanesi betona oturmak yerine bizim sandalyelerden birinin üzerindeki eşyayı kenara koyarak oturdu bir güzel betona oturttuğu! çocuğunu yediriyor. Ben ordayım ama... Ya bir sorabilirdi falan diye aklımdan geçiriyorum ama ses çıkarmıyorum. Neyse biraz sonra hanfendi kalktı çocuğunun peşinden gitti. Ben de sandalyenin üstüne tekrar eşya koyarak çektim kendime doğru. Aaaa birazdan geldi hanım. Yine hiç birşey söylemeden montu alıp kenara koyunca; sorabilirdiniz dedim sadece. İki elini birbirine vurarak "ne o tapusu mu elinde" dedi önce ve car car devam ediyor daha ne laflar... aynı ilk masadakilerin söyledikleriyle birebir örtüşen! Bana laf yetiştirirken çocuğu kayboldu ortadan, bu bir telaş kalktı. Bu sefer arkadaşı saldırıya geçti bana. "Çocuklu bir insana yapılabilecek en kötü şeyi yaptınız, değdi mi yani şimdi değdi mi" ... falan. Neyse çocuğunu buldu diğeri. Ve bu çok bilmiş hanımlar çöplerini atmayı bile beceremeyerek kalan her şeyi betonunun üstünde bırakarak kalkıp gittiler bana söylenerek. Başında kimse olmasa bile başkasının eşyasını elleyemeyen biri olarak bu olanlar bana inanılmaz çirkin geldi. Ve birlikte geldiğimiz arkadaşımın yorumu şu; "bu çirkinliği yapanlar birbirleriyle başedebilmek için aynı ağızdan konuşmaya alışmışlar". Nezaketsizliği, küstahlığı meziyet sanan bu insanlar yüzünden bu tür yerlere gitmek bile istemiyorum ama İrem çok eğlendi. Ben de buraya yazdım içimi döktüm... Ohhhhh!

Birbirine saygılı, anne olmayı sadece çocuğu yedirmek sanmayan, çevresine duyarlı kadınları daha fazla görebilmeyi umarak herkese iyi bir hafta diliyorum...


Salı, Mart 29, 2011

TERİYAKİ SOSLU TAVUK


Digitürk' ten bir türlü vazgeçememe nedenim; Home TV kanalında yayınlanan birbirinden güzel yemek programlarının birinden bu sosun tarifini not aldım geçenlerde. Geçen hafta Şef izne geldiğinde yapmıştım ilk olarak ve herkesin çok hoşuna gitti. Tavuk yemeklerinde değişiklik yapabilmek gerekiyor ki bıkılmadan yensin. Malum evlere sık sık değişik biçimlerde giren bir besin tavuk. Benim çocukluğumda tavuk evlere bu kadar sık giren bir besin değildi. Yani bizim evimiz için öyleydi en azından. Zaten bütün halde alınırdı. Yok öyle kalçaymış, bagetmiş, kanatmış... ne gezer. Annem daha çok haşlardı tavuğu suyundan da faydalanabilmek için. Önden tavuk suyuna bir çorba, tavuğun yanına mutlaka pilavla birlikte kimi zaman salata, kimi zaman komposto bazen de cacık yerdik. Bir tarif vereceğim nerelere nerelere gittim :) Ama sahi ya benim çocukluğumda genelde anneler ev hanımıydı, tek maaş girerdi evlere. O maaş kadar evdeki hanımın tutumluluğu da aile bütçesi için çok önemliydi. Ben annemin babamın yıpranan gömlek yakalarını ters yüz ettiğini, bize mağazadan hazır giyim almak yerine vitrinde görüp beğendiği modelleri evde diktiğini hatırlarım. Zaten bir dönem evde sipariş üzerine elbiseler de dikmişti. Rengarenk tül tül bir gece elbisesi aklımdadır o günlerden kalan. Şimdilerde her şey daha çeşitli, bizler onlara daha kolay ulaşıyoruz ama eski günler daha iyiydi sanki!

Neyse gelelim pratik ve lezzet olarak oldukça değişik olan tarifimize;

Malzemeler :

5 adet tavuk pirzola
2 diş sarımsak
1 çay kaşığı zencefil rendesi veya tozu
1 yemek kaşığı sirke
1 yemek kaşığı soya sosu
2 yemek kaşığı esmer şeker
1 tatlı kaşığı pul biber
Tuz
Üzeri için kavrulmuş susam

Yapılışı :

Sarımsak, zencefil, sirke, soya sosu, pul biber ve tuz karışımı ile hazırladığınız sosa yıkayıp kuruladığınız tavuk parçalarını iyice bulayın. Mümkünse bir gece vaktiniz azsa en az 1 saat bu sosun içinde beklettiğiniz tavukları yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizip (sosun kalanını tepsiye almıyoruz, dökün gitsin) 250 derece fırında nar gibi kızarana dek pişirin.

İşte bu kadar basit... Ama bir o kadar da değişik lezzette... Seveceksiniz!

Bu arada bu sefer pilava hem nohut hem bezelye ilave ettim. Renkli, çocuklar yediğinde içimin daha rahat ettiği bir pilav oldu tavsiye ederim.

Herkese ağız tadı yerinde, keyifli ve sağlıklı günler diliyorum...

Pazar, Mart 06, 2011

İGLO ETKİNLİĞİ ve ÇİKOLATALI MİLFÖY


Sevgili Tijen' den İglo Etkinliği için davet maili aldığımda İglo'nun sadece bahçe bezelyesi, balık kroketi ve sebze kroketini denemişliğim vardı. Bahçe bezelyesini kullandığımda diğer dondurulmuş bezelyelerden çok farklı olduğunu düşünmüştüm. Balık kroket ise miniğimin yani küçük kızım İrem'in favorisiydi. Sebze kroketi de ben çok seviyordum. Ama ne İglo'nun ne zamandır Türkiye pazarında olduğundan haberim vardı ne de diğer ürünlerinden. Sadece son zamanlarda pişirilmiş neredeyse sunuma hazır iki deniz ürünü Akdeniz Levreği ve Ege Çipurası ilgimi çekiyordu, ancak denememiştim. Son zamanlarda bloga olan ilgisizliğim Tijen in İglo ürünleri ile yaptığı birbirinden güzel tariflerini de gözden kaçırmama neden olmuştu. Böylelikle İglo Etkinliği benim için her yönden çok faydalı oldu.

Tijen' in güler yüzü ve samimi ilgisi her şeyin üstündeydi ve biz orada bulunduğumuz bir kaç saat içerisinde işini profesyonelce yapan bir firma tarafından mükemmel bir şekilde ağırlandık. Önce minik bardaklar içinde tatlı mısır-bezelye karışımlarımız geldi. Haşlanmış ve limon-zeytinyağı ile soslanmıştı. Bundan sonra çocuklara evde bu şekilde atıştırmalıklar yapmaya karar vererek bardağı temizledim:))




Sonra balık çorbalarımız geldi. Ben denizden ne çıksa yiyeceklerdenim ama sevmeyenlerin bile beğenerek yedikleri bir nevi deniz ürünleri festivali başlamış oldu.

Ara sıcak olarak sebze ve balık kroketler, prenses patates, somonlu kanepe Tijen'in hazırladığı iki değişik sos eşliğinde sunuldu. Hemen tarifleri soruldu, alındı. Soslardan birisinin tarifi burada. Diğeri de mayonezli, maydanozlu, sarımsaklı bir sostu. Ellerine sağlık Tijen'ciğim:)

Daha sonra gurme karidesli-peynirli salatamız geldi. Tek başına bir öğün olabilecek kadar doyurucu, sağlıklı ve leziz.




Ana yemek olarak İglo'nun yeni deniz ürünlerinden Akdeniz Levreği vardı. 14 dakikada sofranıza getirebileceğiniz sanki yeni tutulmuşcasına deniz deniz kokan bir balık. Hem de nefis bir sos eşliğinde ve bu sos zaten paketin içinde. Balığın yanında buharda pişmiş sebzeler yine Tijen'in tarifi olan hardal-krema karışımı bir sos ile sunuldu.


Bu Fotoğraf Sevgili Selin' in objektifinden :)


Balık yendiğinde tatlı olmazsa olmazdır bilirsiniz. Evde hiç bir şey olmasa bir dilim tahin helva atar insan ağzına. İglo o kadar güzel ve kusursuz bir etkinlik düzenlemiş ki enfes tatlımızı da unutmadılar tabii. Vanilyalı dondurma eşliğinde sunulan çikolatalı milföyler... hımmm nasıl anlatsam;) anlatılmaz hemen bir koşu İglo milföy ve iyi bir bitter çikolata alınır evde yapılır o enfes lezzet tadılır mı desem? Evet evet öyle diyorum. Haydi markete... Milföy gerçekten çok farklı ve güzel. Misafirlerin yanında koltuklarınızı kabartacak kadar güzel kabarıyor. Bundan sonra başka bir marka milföy kullanabileceğimi sanmıyorum. Kullandıkları yağ o kadar iyi ki, yıllardır her milföy yedikten sonra bana sıkıntı veren midemin inanın bu defa gıkı çıkmadı :))


Bu Fotoğraf Sevgili Figen'in objektifinden:)

Bizleri bu kadar güzel ağırladıktan sonra kocaman çantalarla yolcu ettiler. Sevgili Tijen' e güler yüzü, samimi ilgisi, bıkmadan verdiği bilgiler için, İglo' ya bizlere böyle güzel bir etkinlikte biraraya gelme şansı verdiği için çok teşekkürler:)


Bu Fotoğraf da Sevgili Figen' in objektifinden:)

Etkinlik sonrası eve geldiğimde yıllardır her ihtiyaç duyduğumda kızlarıma, evime sahip çıkan bana desteklerini hiç bir zaman esirgemeyen anneme ve kız kardeşime heyecanla anlattım günümüzü. Akşam yemeği için onlar çoktan bir şeyler hazırlamışlardı. Ben de hediye verilen ürünlerden milföyü denemek üzere tatlıyı yapayım bari dedim;)

ÇİKOLATALI MİLFÖY



Malzemeler :

İglo milföy (kaç adet yamak istiyorsanız o kadar)
%70 kakaolu bitter çikolata
üzeri için pudra şekeri
yanına vanilyalı veya kaymaklı dondurma
süslemek için çikolata sos

Yapılışı :

Milföy yapraklarının yumuşamasını bekleyin. Bir fırça yardımı ile her birine su sürün. 2-3 kare parça çikolatayı milföyün ortasına sıralayıp katlayarak kapatın ve hafifçe iki kenarın birbirine yapışmasını sağlayın. Yağlı kağıt serili fırın tepsisine sıralayıp 180 derecede kabarıp pembeleşene kadar pişirin. Fırından çıkarınca pudra şekeri serpip, servis tabaklarına koyduğunuz dondurmalar eşliğinde çikolata sos ile süsleyerek servis edin.

İglo' nun lezzet etkinliğinde bize ikram edilen tatlının tarifi tam bu mudur bilemem. Ama milföy harika olduğu için lezzeti yakaladığımı düşünüyorum. Sıcak ikram etmeniz gereken bu tatlıdan ev halkınızı ve konuklarınızı mahrum etmeyin derim.

Bu arada; Türkiye' de blogspot uzantılı adreslere erişim mahkeme kararı ile durdurulmuş durumda. Ben yine de yazımı yayınlayacağım. Çünkü biliyorsunuz youtube un yasaklı olduğu dönemde başbakanımız bile "ben girebiliyorum" demişti. Yolu var biz de girebiliyoruz. Ancak sorun bu değil. Sorun kurunun yanında yaşın da yanması. "Bloguma Dokunma"...

Hepimize yasaksız yarınlar, sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum...

Çarşamba, Şubat 23, 2011

ŞAFAK ÇORBASI


Özellikle kışı sert geçen yerlerde çorba vazgeçilmezdir. Benim çocukluğum da hep böyle memleketlerde geçtiğinden soframızın baştacı çorba olmuştur her zaman. Annem çeşit çeşit çorba yapar. Aslında o tarifleri de burada paylaşmalıyım birara. Ancak bugünkü çorbanın tarifi Emine Beder' e ait. Ramazan ayında gazete eklerinde verilen bir kitapçıktan alarak yaptım. Mutlaka yapın, inanın pişman olmayacaksınız :)

Tarifi aynen dergideki şekli ile yazıyorum ;

Malzemeler :

1 orta boy soğan
1 orta boy havuç (ben 2 tane kullandım)
3 orta boy patates
1 çorba kaşığı salça (ben yarısını domates, yarısını biber salçası kullandım)
1/2 çay bardağı sıvı yağ (3 yemek kaşığı kullandım)
4-5 su bardağı et suyu veya su (kereviz sapı eklenerek haşlanan tavuğun suyunu kullandım)
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber

Yapılışı :

Tencereye sıvı yağı alalım. Küp doğranmış soğanı ve tavla zarı iriliğinde doğranmış havucu ekleyerek soğanlar pembeleşene dek kavuralım. Salçayı ekleyip yarım dakika daha kavuralım. Tavla zarı iriliğinde doğranmış patatesi, tuzu ve suyu ekleyerek ağır ateşte sebzeler diriliklerini kaybedene dek pişirelim. Çorbayı robot veya blendır yardımı ile pürüzsüz kıvama getirelim. Üzerine kıyılmış maydanoz ve karabiber serperek servis yapalım.

Yoğurtlu çorbalar hariç her çorbayı bol limon suyu ile sevdiğim için bu çorbada da servis esnasında limon kullandım. Bol C vitamini hepimize lazım bu günlerde bence siz de kullanın :)

Sağlıklı, mutlu ve keyifli günler olsun herkese...

Pazar, Şubat 13, 2011

ZEYTİNYAĞLI YER ELMASI



Pazar günleri evimizin hemen karşısına, kendi ürettiklerini köyden getirip satan bir karı koca tezgah açıyor. Evimizin hemen altında iki büyük market ve karşısında yine bir büyük market olduğu halde haftalık sebze alışverişimi bu pazarcıdan yapmaya gayret ediyorum. Bir nevi organik mini pazar yani... Bugün aldıklarım arasında yer elması da vardı. Alışveriş yapan beylerden biri yer elması seçtiğimi görünce "onu pişirecek misiniz?" diye sordu ve pişirildiğini duyduğunu ama hiç pişirilmişini yemediğini söyledi. Çiğ olarak tükettiklerinden bahsetti. Ben de ona kendi yaptığım şeklini tarif ettim ve pişirdiğimde sayfamda da yer vereyim bu tarife diye düşündüm. Bildiğiniz klasik zeytinyağlı sebze tarifi ama daha önce hiç yapmayanlar için ölçü vererek tarif edeyim isterseniz :)

Malzemeler :

1 kg yer elması
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet orta boy kuru soğan
2 adet havuç
1 kahve fincanı pirinç
3 su bardağı kadar su
karabiber, tuz
1/2 demet dereotu

Yapılışı :

Kabukları soyulan yer elmaları ile havuç doğranır ve kararmalarını önlemek için limonlu su içerisine alınır. Bir tencereye zeytinyağını koyup ocağın üzerine alalım, küçük kare olarak yemeklik doğranan soğanları pembeleşene kadar kavuralım. Üzerine sudan çıkardığımız yer elması ve havucu ilave edip, tuz-karabiber ekleyelim. Ayıklanıp yıkanmış pirinçleri de tencereye alalım ve suyunu koyalım, pişmeye bırakalım. Yer elmaları yumuşayıp pirinçler de piştiğinde altını kapatalım ve dereotunu serpip karıştıralım.

Yer elmasının tadını piştiğinde enginara benzetiyorum ben. Bugün güzel prensesim de aynısını söyledi bana ve çok hoşuma gitti. Onun böyle sebze seviyor olması o kadar mutlu ediyor ki beni. Sanki her lokmada sağlık kazanıyor. Miniğim bile konuştuklarımızdan etkilenip iki çatal aldı ki şimdilik bu bile yeter. Eminim o da ablası gibi gittikçe daha çok sevecek bu tatları :)

Yer elmasının faydaları neler derseniz ; Vücut direncini arttırır. İçerdiği besin değerleri ile kansızlığa iyi gelir. Anne sütünü arttırmaya yardımcı olan yer elması emziren anneler için de faydalıdır. İdrar söktürür ve kabızlığı giderir. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Göğsü yumuşatır ve öksürüğü keser. Cildi güzelleştirir. Bu kısacık bilgiden sonra tam mevsimi olan bu sebzeyi hem pişirerek hem de çiğ olarak bol bol tüketelim diyorum.

Bütün öğretmen ve öğrencilere hayırlı, başarılı, sağlıklı bir ikinci dönem, herkese sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum.



Cuma, Şubat 11, 2011

KUZU ETLİ ŞEVKETİ BOSTAN


Egeli olmayıp uzun yıllardır Ege' de yaşayan bir çok kişi gibi ben de buraların hemen hemen her mevsim çeşit çeşit bulunan otlarını çok sevdim. Şevketi bostan bu otlar arasında en uzak durduğum oldu yıllarca. Pazarda her yeni tanıdığım otla ilgili önce satıcısından bilgi ve tarif aldım. Eve alarak döndüysem bu defa da buraya taşındığından beri bir sürü ot tarifi öğrenen annemden o da bilmiyorsa komşularımdan, arkadaşlarımdan öğrenmeye çalıştım. Ama sıra şevketi bostan a gelince almadan geçiyordum. Ne kayıp... Geçen yılki bayramlardan birinde Urla da yaşayan bir dostumuzun ziyareti sonrası yolumuz Urla pazarı ile çakışmasın mı? Her yerde bol bol şevketi bostan olmasın mı? Aldım hem de bolca. Çünkü satıcı pişiremediğim kısmı derin dondurucuya atabileceğimi söyledi. Ben de öyle yaptım. Biraz satıcıdan aldığım bilgi, biraz internette sörf sayesinde bir tarif oluşturdum bizim damak zevkimize uygun. O zamandan beri de ara ara bu eşsiz yemeği pişiriyorum. Ben de, güzel prensesim de bayılarak yiyoruz. Şef zaten evde yok ya, izne geldiğinde de en sevdikleri, en özledikleri yapılmaya çalışıldığı için o henüz tanışmadı. 1-2 defa denk geldiyse de denemek de istemedi. Ne diyebilirim, büyük kayıp... :))

Benim yaptığım şekli ile tarif şöyle:

Malzemeler :

1/2 kg şevketi bostan ayıklanmış, yıkanmış
250 gr kuzu kuşbaşı
Zeytinyağı
1 adet orta boy kuru soğan
1 limonun suyu
2 küp şeker
Tuz
2 su bardağı kadar su

Yapılışı :

Ben düdüklü tencerede yapıyorum. Tencereye önce yıkanmış etleri alıyorum biraz sulanıyor suyunu çekince yağı ekliyorum ve etleri biraz kavuruyorum. Küp doğranmış soğanları ilave edip soğanlar ölünce de şevketi bostanı ekliyorum. Üzerine limon suyunu, küp şekerleri, yeterince tuzunu ve suyunu da ilave edip pişmeye bırakıyorum. Etin kokusu 20 dk kadar sonra piştiğini belli ediyor zaten. Afiyet olsun :)

Bugün sömestri tatilinin son günü, tabii haftasonu tatili de var ama. İlk hafta havalar o kadar soğuktu ki deyim yerindeyse burnumuzun ucunu bile çıkaramadık evden. Sadece geçen hafta cuma günü çocuklara bir sinema keyfi yaptırabildim ama çıkışta doğru eve geldik. Bu hafta havalar iyiydi ama bizim keyfimiz yoktu, genelde evdeydik. Sağlık olsun!

Bütün öğretmen ve öğrencilere hayırlı, başarılı, sağlıklı bir ikinci dönem, herkese keyifli bir haftasonu diliyorum.


Cumartesi, Ocak 29, 2011

ŞUNDAN BUNDAN

Daha 2011 e geçiş yapmamışım blogumda... Oysa ne güzeldi ilk yazmaya başladığım zamanlar. Bu kadar ara vermiyordum hiç. Daha hevesliydim. Hayatımda olan bir takım olaylar bir sürü şeye karşı hevesimi kırdı. Olaylar derken aslında çok önemli şeyler de değillerdi. Üstelik çoğu direk benimle ilgili de değil. Elimden fazlaca gelecek bir şey de yok. Mücadeleci bir yanım vardır ama bir an gelir ki; herkesin vardır böyle noktaları kırılma noktası denebilir sanırım, işte o noktada içime kapanırım daha çok. Konuşmak bile fuzuli gelir. Neyse nerden nereye geldik... Dertleşmeye mi ihtiyacım vardır nedir?

Blogum yemek blogu gibi görünse de yaşamdan başka paylaşımlarımı da içerdi. Bugün yeni bir tarifim yok. Zaten o kadar güzel tarifler yayımlayan arkadaşlarım var ki. Çok şükür mutfağımda her gün bir şeyler yapılıyor, hepimizde olduğu gibi. Ama bilindik şeyleri yayımlamak çok da cazip gelmiyor bana. Yaptığım bazı yemeklerde güzel prensesim "anne fotoğrafını çektin mi? bunu koy bloguna" dediğinde geçiştiriyorum cevabı çoğu kez. Yeni bir tarif denersem yayımlayacağım söz :)

Bu arada kızlarım karnelerini aldılar. Sevindirdiler yine bizi. Umarım hayatları boyunca böyle devam eder başarıları.

Şundan, bundan benden haberler şimdilik bu kadar. Tüm öğrencilere iyi tatiller diliyorum ;)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...