Çarşamba, Ekim 22, 2008

ULUSLARARASI ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ


Sevgili Aysel 'ciğim ve Sevgili Serpil' ciğim beni de bu ödüle layık görmüşler. İkisine de sonsuz teşekkürler:) Zincirin devamlılığı açısından benim de ödülü başka arkadaşlarıma devretmem gerekiyormuş. Ancak daha önceden ödülü almayan kişiler olmalıymış. Alıp almadıklarını bilemiyorum ama;

Sevgili Mutfak Solisti
Sevgili Hanife
Sevgili Gülriz
Sevgili Pınar
Sevgili Ayşe

de ödüllerini benim elimden alsınlar istedim:)

Pazar, Ekim 05, 2008

AK ŞAHERİM AŞGABAT


Evettt, sonunda Aşgabat fotoğraflarını yüklemeyi başardım:) 10 günlük Aşgabat seyahatimde aslında çok da istediğim gibi fotoğraflar çekemedim. Oraya gidiş sebebim Şef' i yani sevgili eşimi görmekti. Tabii o çalışıyordu ve ben de hergün onunla şantiyeye yada ofise gidip geldim. O kadar yoğun bir iş temposu içindeydi ki sadece pazar günü birkaç saat birlikte gezebildik. Olsun ben memnundum:)

Şef' in Türkmenistan' da bulunma sebebi 90 tane köprü yapımı projesi. Ben oradayken 10 köprü ilavesi ile yapmaları gereken köprü sayısı 100 oldu. Allah emeklerini karşılıksız bırakmasın.

Türkmenistan' ın başkenti Aşkabat. Tüm ülkenin nüfusu 6 milyon civarında. Dolayısiyle buradaki kalabalık ve kargaşadan eser yok. Hayatımda gördüğüm en temiz şehir. Her yerde sabah erkenden akşam geç saatlere kadar etrafı süpüren, temizleyen hatta peyzajı yapan kadınlar var. Ülkede çalışma hayatında kadınlar çok etkin. Türkçeyi birçoğu çok iyi konuşuyor. Türkçeyi anlayan ama konuşamayanlar da var. Bizim tv kanallarını seyrediyorlar. Sanırım Türkçe' yi öğrenmelerinde bu çok faydalı olmuş. Türkmence asıl dilleri ama gene birçoğu Rusca' yı da çok iyi konuşuyor.



Aşgabat başlıkta yazdığım gibi bembeyaz bir şehir. Yeni yapılan binalar genelde 12 katlı ve kat yükseklikleri 4,5-5 metre civarında. Binaların dışı beyaz mermer kaplı. Bu yeni binalar oldukça modern ve zaten rezidans olarak isimlendiriliyorlar. Ancak çoğu boş. Zaten şehir çok boş görünüyor. Fotoğraflara bakarken güzel prensesim "anne sanki sokaklar sen fotoğraf çekesin diye boşaltılmış gibi" dedi. Bu sakinlik bana çok iyi geldi. Şef' e buradan da bana böyle bir gezi yapma fırsatı verdiği için çok teşekkür ediyorum;)

Şehrin her yanı park ve anıt dolu. Her bağımsızlık yıldönümleri için bir anıt yapmışlar. Şehir hala bir şantiye görünümünde. Orada da hep söyledim sizlere de söylemek istiyorum bu şehri bir de 10 yıl sonra gezmek lazım. Gerçi turist diye bir kavrama çok uzaklar. Oraya giden her yabancı çalışmak için gidiyor. Aşgabat' da çalışmaya gelen çok sayıda Türk var. İnşaatların birçoğunu Türk Firmaları üstlenmiş.



Yukarıdaki binanın fotoğrafını arabayla geçerken çekebildim. Burası çocuk tiyatrosuymuş. O kadar güzel ve o kadar büyük bir bina ki. İnanın kıskandım. Neden bizim ülkemizde böyle bir çocuk tiyatrosu binası yok ki?



Bu fotoğrafı da Şef' in 1 ay kaldığı ve ben gelmeden birkaç gün önce boşalttığı evden çektim. Google Earth de fotoğrafım kabul gördü:) Bir rezidansın 12. katından çekilmiş bir fotoğraf bu. Şehir arkada görülen kopetdag dağları haricinde tabak gibi dümdüz. Biraz yüksekten tüm şehri görmeniz mümkün. Ata toprağı olmasının da etkisi var mı bilemiyorum ama ben Aşgabat' ı sevdim.



Halkın büyük kısmı yukarıdaki fotoğrafta görünen tarzda evlerde yaşıyor. Uydu antenlerinin çokluğu sizin de dikkatinizi çekti değil mi? Şehrin en kalabalık yerleri bu binaların olduğu yerler. Doğalgaz, elektrik, su bedava! Telefon ücreti sembolik denilebilecek kadar ucuz. 1 sene öncesine kadar 1 depo benzin 1 dolarken, şu an 3 dolara doluyor. Yine 1 sene öncesine kadar 1 dolar 23.500 manat iken şu an 1 dolar 14.800 manat ve hayat pahalılığından şikayet ediyorlar. Çünkü halkın geliri çok düşük. Türk firmalarında çalışan yerli personel halkın diğer çalışan kısmına göre daha şanslı çünkü maaşları daha iyi. Ama devlet çok zengin. Ve bu zenginliğini parklar, anıtlar ve yeni yapılan binalarda oldukça iyi gösteriyorlar.



Aşgabat' da Türk yemekleri yapan birsürü yer var. Bunlar arasında en tutulanlardan biri yukarıda fotoğrafını gördüğünüz restaurant. Ramazanda Aşgabat' da olduğum için bu lokantaya gittiğimizde iftar için gelen birçok Türk' e rastladık. Türk yemeklerini bizim kadar güzel yapıyorlar. Mercimek çorbaları özellikle enfesti.



Bu anıtın ismi Kırkayak. 10 tane ahal teke atı ve önünde rahmetli devlet başkanları Türkmenbaşı' nın heykeli var. Ahal teke atları çok değerli. Çünkü çölü susuz geçebilen tek at cinsiymiş. Bu arada halk Türkmenbaşı' nı çok seviyor. Her yerde heykelleri var. Kabrini de ziyaret ettik ancak fotoğraf makinamın şarjı bittiği için fotoğraf çekemedim. Şef çekti aslında ama ben onları almayı unuttum maalesef:( Zaten içeride fotoğraf çekimine izin vermiyorlar. Aslında birçok yerde de fotoğraf çekmek gadagan yani yasak. Bir akşam yemek yediğimiz yerden eve yürürken çok tenha bir caddede fotoğraf çekiyordum ki polislerin uyarısıyla karşılaştık. Meğer devlet başkanı o binadaymış ve yol trafiğe kapatılmış. Biz de birbirimize şaka yapıyorduk ya bak hiç kimse yok yollar sanki bize ait diye:))



Burası Yimpaş. Şehirdeki en büyük ve en kalabalık alışveriş merkezi. Kasiyerler hem aldıklarınızı kasadan geçiriyor hem paketlemesini yapıyor. Harika değil mi? İlk kat market, ikinci kat giyim mağazaları ve son kat restaurant, güzellik merkezi ile sinemadan oluşuyor. Anlayacağınız bir Türk' ün Türkmenistan' da yabancılık çekmesi mümkün değil. Ama Türkleri çok sevdikleri söylenemez. Kötü örneklerimizi çok görmüşler maalesef. Ve Türklere karşı vize ile başlayan, ülkeye girer girmez oturma izni ile devam eden oldukça sıkı yaptırımları var. Başbakanımızın son Türkmenistan ziyaretinde söylediği Türlerden istenen vize, evliliklerin tescillenmesi konuları bizim oradaki vatandaşlarımız için biran önce halledilmesi gerek konular. Vize işlemleri en az 1 ay sürüyor. Orada çalışan firmaların eleman götürürken ne kadar zorlandıklarını anlayabiliyorsunuzdur.



Fotoğrafta gördüğünüz devasa kavunlar buraya özgü ve bal gibi:) Her tür sebze ve meyve bulmak mümkün. Ama en sevdiğim şey gaymak ismini verdikleri yoğurtları oldu. Keçi veya inek sütünden yapılan yoğurtlar 500 gr lık paketlerde satılıyor. Çünkü hiçbir katkı maddesi içermiyor. Ve ismi gibi tadı da tam gaymak:)



Türkmenistan' da hem Türkmen-Türk Liseleri hem de üniversitesi var. Gerçi söylediklerine göre burada üniversite okumak çok pahalıymış. O nedenle biraz imkanı olanlar üniversiyeyi Türkiye veya Rusya' da okuyormuş. Birçoklarının hayali çocuklarını Türkiye' de okutmak.



Bu fotoğraftaki bina Aşgabat' ın 5 yıldızlı otellerinden Grand Türkmen Otel. Şef' in yeni evi buraya ve 3 ayak anıtına çok yakın.



Bu fotoğrafta arkada görünen binayı çok beğendim. Özellikle geceleri görüntü muhteşem. Çünkü bütün binaları ışıklandırıyorlar. Ama gece çekimlerim iyi çıkmadığı için buraya fotoğrafları koymadım. Google Earth te çok güzel fotoğraflar var. Bakmak isteyenlere duyurulur:)



Üç ayak anıtı, bağımsızlıklarının 3. yılında yapılmış. Gece rengarenk ışıklandırmasıyla harika bir anıt. Merdiven veya asansörle yukarı çıkmak mümkün.



Üç ayak anıtının hemen arkasında boynuzunda dünya taşıyan bir boğa heykeli var. Üç ayak anıtının tepesinde ilk liderleri Türkmenbaşı'nın altın heykeli var . Bu heykelin güneşin yönüne göre gün boyunca döndüğü söyleniyor. Ama benim bunu gözlemleyebilecek zamanım olmadı maalesef.



Üç ayak anıtının yakınında devlet başkanının çalışma ofisi var. Fotoğrafta da görüldüğü gibi her yerde bolca polis var. Zaten halkın yarısı polis, yarısı temizlik görevlisi gibi. Onun için şehir oldukça güvenli ve temiz. Ama trafik polislerinin seyyar radarlarla nerden çıktıkları bile belli olmadan arabaların önüne geçip ceza yazmaları özellikle oradaki Türkler arasında çok konuşuluyor.



Her yer park ve anıt dolu demiştim zaten. İşte o anıtlardan biri daha. "Dewlet adam üçindir" yazıyor. Devlet vatandaşa hizmet için vardır anlamına geliyor sanırım.



Aşgabat' da çok büyük pazarlar kuruluyor. Bunlardan en meşhuru "çöl pazarı" imiş. İmiş diyorum çünkü gidemedik. Ancak "Rus Pazarı" Şef' in evine çok yakın ve bir akşam iş dönüşü uğradık. Yavaş yavaş kapatıyorlardı. O nedenle bazı tezgahlar örtülmüş. Hergün kurulan bu pazarlardan "Teke Pazarı" da eve yakın sayılır. Ama onu da ancak dışarıdan görebildim.



Doğumgünü kutlamaları onlar için çok önemli. Doğumgünleri unutulursa darılıyorlarmış:) Sanırım bu nedenle pazarda pasta tezgahı bile vardı. Eeee ben de burada pasta fotoğrafı paylaşmasam olmazdı:)



Ortadaki bina Presedent Otel. Diğer binalar devlet kuruluşlarına ait. Mimarileri çok hoş değil mi?



Bir döner kavşağı çevreleyen yarım ay şeklinde 4 bina. Bir kısmının inşaası henüz bitmemiş. Kule vinçlerden de anlaşılıyor. Bu kule vinçleri bile gece rengarenk ışıklandırıyorlar. Yani şehrin geceleri inanılmaz bir görüntüsü var. Elektrik bedava ne de olsa:)




Yeni yapılan binaların çevreleri hep park ve harika bir şekilde yeşillendirilmiş. Benzin ucuz olduğu için motor gücü çok yüksek arabalar trafikte ve dolayısiyle şehre bir egzos kokusu hakim. Ama ağaçlandırmaya o kadar önem veriyorlar ki hava temizleniyor.



Sağlık bakanlığı binası. Bu binaya kobra diyorlarmış. Çok güzel bir mimarisi var. Aşgabat' da şehirdeki bilboardlarda fotoğrafı olan binalardan biri de bu bina.



Müze, kütüphane ve makamlar köşkü denilen birbirinin aynısı ( yada bana öyle geldi) üç bina. Merdivenlerden çıkıyorsunuz binalardan ikisi sağınızda ve solunuzda kalırken diğeri tam karşınızda oluyor. Binaların önünde aslan heylelleri var. Yanlarında aslanlara tutunarak fotoğraf çektirdik tabii:)





Sekiz ayak anıtı. Bu anıtın çevresi Türk büyüklerinin heykelleri ile dolu. Evlenen bütün çifler mutlaka ziyaret edermiş burayı. Harika bir yapı. Her yerden sular akıyor. Öyle ki su sesinden yanınızdakinin konuşmasını zor duyuyorsunuz.




Caddeler ne kadar boş değil mi? Bunda pazar günü olmasının da etkisi vardır mukakkak. İş günleri özellikle halkın çoğunluğunun yaşadığı yerlerin yakınlarındaki caddeler ve kaldırımlar okuluna, işine giden insanlarla dolu. İnsanların geneli yürüyerek gidiyor gideceği yere. Taksi yok. Daha doğrusu bir yere gitmek istediğinizde otostop yapar gibi el kaldırıyorsunuz, gideceğiniz tarafa giden herhangi bir araba duruyor ve gideceğiniz yer yolunun üstündeyse sizi de düşük bir ücret karşılığında götürüyor. Bir sabah ofise giderken bindiğimiz bayanın arabası o kadar temizdi ki bana buradaki bayandan satılık ilanlarının doğruluğunu hatırlattı. Arabasına bindiğimiz bayan beni Türkmen sandı ve Şef' e eşin Türkmen mi diye sordu:) Ama ben kilo olarak Türkmenlere hiç benzemiyorum çünkü burada kadın da erkek de herkes kalem gibi. Kilolu sayılabilecek belki 1 veya 2 kişi gördüm 10 gün boyunca.



Ünlü anıtlarından biri daha. 5 ayak anıtı. Zamanımız kısıtlı olduğu için uzaktan fotoğrafladığım bu anıt da oldukça büyük bir parkın içinde. Üst kısmında bir de lokantası var. Nereden mi biliyorum? Gitmeden önce internetten o kadar çok araştırma yaptım ki, gittiğimde anlattıklarımın bir çoğunu Şef bilmiyordu bile :)) Bu internet uzağı yakın ediyor, harika birşey.



Çok hoşuma giden çocuk tiyatrosu binasını bir de gece çekmiştim. Fotoğraf kalitesi çok iyi olmasa da bu binayı o kadar beğendim ki fotoğrafı koymadan duramadım.

Anlatmayı unuttuğum birçok şey olduğuna eminim. 7-17 eylül arası Aşgabat' daydım. Döndükten sonra bayram hazırlığı, Şef gelecek diye yaptığım hazırlıklar derken 1 ay geçti bile. Ben eşimin çalıştığı yer olduğu için gitmeden önce internette oldukça geniş bir araştırma yaptım. Özellikle bloglarında Aşgabat ve Türkmenistan' dan bahseden kişilere minnet borçluyum. Belki benim gibi birileri daha merak ediyordur orayı ben de onlara yardımcı olabilirsem ne mutlu bana!

Geçmiş ramazan bayramınızı kutluyor ve hepimize iyi bir hafta diliyorum...

Pazar, Ağustos 17, 2008

ÇANDARLI'DA TEYZEMİN SOFRASINDAN BAMYA KIZARTMASI


Geçen haftasonu teyzemin Çandarlı'daki yazlığındaydık. Çok güzel geçen bir haftasonu oldu hepimiz için. Çandarlı'nın soğuk ama çok temiz bir denizi var. Çocuklar ilk başta girmekte zorlansalar da sonradan denizden çıkmaları zor oldu.

Teyzem çok güzel sofralar kurdu bize, sağolsun:) Yediklerimiz içinde biri vardı ki böylesini ilk kez yedim. Bamyayı kızartmıştı. Servis tabağını ilk gördüğümde içindekini soslu biber kızartması zannettim ama teyzem hemen tarifi vermeye başlamıştı bile.

Bu kızartma için öncelikle iri bamyaları tercih etmemiz gerektiğini söyledi. İstediğiniz miktarda iri bamyayı temizleyip, yıkayıp kuruttuktan sonra bol yağda azcık kızartıp servis tabağına alıyorsunuz. Üzerine her tür kızartmaya hazırlayabildiğiniz bol sarmısaklı domates sos yapıp döküyorsunuz ve soğumaya bırakıyorsunuz. Fazla yağ çekmeyen enfes bir kızartma olmuştu. Bol bol yedik tabii. Ellerine sağlık canım teyzem:)

Pazar günü annemle birlikte bize içli köfte bile yaptılar. Annelerimize ve onların nesline baktıkça ben kendimi oldukça tembel hissediyorum. Özellikle biz çalışan bayanlar haftasonu biraz daha özenli yemekler yapabilsek de haftaiçi daha çok pratik yemekler yapmak zorunda kalıyoruz.



Haftasonunun güzel olaylarından biri de yıllardır aynı işyerinde çalıştığım ve çok sevdiğim bir arkadaşımın anne-babasıyla teyzemlerin tanışıp, çok da güzel dost olduğunu öğrenmem oldu. Oysa biz onları tanıştırmayı, kaynaştırmayı planlamıştık:)) Arkadaşım da iznini geçirmek için ailesinin yanındaydı ve cumartesi akşamüzeri 5 çayında teyzemlerde buluştuk. Güzel prensesimden 1 yaş büyük ve 2 yaş küçük iki oğlu var. Allah hepsinin şansını açık etsin. Teyzem çayın yanına fındık unlu (fındıkları robotta çekerek kendisi un haline getirmiş) çok güzel bir kek ikram etti. Bu arada her yemek sırasında ortaya çıkan arıların istilasından kurtulmanın yolunu yine teyzemden öğrendik. Bir kab içinde kahve yaktı ve sonuç inanılmazdı. Kahve yanmaya başlar başlamaz arılar ortadan kayboluyordu.



Bu sene yıllık iznimde Şef'in yanına gideceğim için izin kullanamadım. Bu şekilde haftasonu tatilleriyle idare ediyoruz. Böylesi de fena olmuyor. Değişik değişik yerlere gitmiş oluyoruz. Vize işlemlerim sürüyor, kısmetse 10 gün içinde çıkacağını tahmin ediyoruz. Bu arada yeni birşey yazamazsam dönüşte Türkmenistan Aşkabat izlenimlerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Hepimize sağlıklı, başarılı, mutlu, iyi bir hafta diliyorum...

Perşembe, Ağustos 07, 2008

FARKINDA OLMAK


Sabah gazetesinde yazdığı zamanlardan beri yazılarının tiryakisi olduğum bir yazar; Yılmaz Özdil... Şimdi Hürriyet gazetesinde yazıyor. Nerede yazarsa yazsın, yazılarının benim için iki önemli özelliği var: kısa ve çarpıcı. Evet kısa yazılar yazıyor ama bir o kadar da çarpıcı yazılar. Yazmadan önce araştırma yapıp bir sürü bilgiyi derleyip en kısa, en anlaşılır ve en çarpıcı şekilde okura ulaşmak herkesin harcı değil bence.

Şimdi bu postu neden mi yazıyorum? Özellikle son günlerde yazdığı yazıları arşivden siz de okuyun diye. Okuyun ki bu ülkede makam sahiplerinin daha çok bu makamların havasında olduğunu daha iyi anlayın. Vatan, millet, insan, doğa sevgisi falan hikaye. Herkes kendisini seviyor en çok.

Dünyada, özellikle de ülkemizde olup bitenler beni çok endişelendiriyor. Biliyorum ki birçoğumuz için de durum böyle. Çocuklarımızın geleceği için korkuyorum. Böyle giderse yaşamın vazgeçilmezi su onlar için yine vazgeçilmez ama ulaşılması zor olacak. Ormanlarımız yanıyor sonra da kuraklık var diye üzülüyoruz. Hepimiz de biliyoruz ki ağacı bol olan yere çok yağış düşüyor. Önlenemez bir hızla tüketiyoruz tüm yaşamsal kaynakları:(

*Üstteki fotoğraf www.slaytlar.info adresinden alınmıştır.

Cumartesi, Temmuz 19, 2008

BÖĞÜRTLENLİ CHEESECAKE ve BALIKLIOVA' DA BİR HAFTASONU


Aklıma estikçe değişik cheesecake denemeleri yapıyorum. Evdekilere, özellikle de Şef' e sevdiremediğim bir tat. Son 1 aydır Şef uzaklarda:( Onun sevdiği şeyleri yapamıyorum. İçimden gelmiyor. Birşeyler yapmak istediğimde onun pek de hoşlanmadığı ama benim denemek istediğim tarifleri yapıyorum şu sıralar. Fotoğraftaki cheesecake de onlardan biri. Tarifi Sevgili Kibele' nin Mutfağı' ndan aldım. Garanti bir tarif olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tarif için yönlendirdiğim linke bakabilirsiniz. Ben sayfamda da olmasını istediğim için aynen aktarıyorum :

Malzemeler:


Cheeseceke için:


3 yumurta
300 gr süzme yoğurt
400 gr krem peynir
1 su bardağı tozşeker
vanilya
100 gr krema
2 çorba kaşığı un


taban için :

2 paket eti burçak bisküvi
yarım su bardağından biraz fazla erimis ılık tereyağı
1 çay kasığı tarcın
yarım su bardağı fındık tozu


üzerine:

böğürtlen
çilek aromalı jel.


Yapılışı:


Bisküvileri robotta toz halıne getirin içine fındık tozu, tarçın ve yağı ekleyin karıştırın iyice. Yağlanmış kelepçeli kalıba bastırarak yayın kenarı 2 cm. yuksekliğinde olsun.

cheesecake için:

peyniri, yoğurdu , kremayı ve sekeri mikserle 5 dakika çırpın . Yumurtaları tek tek ekleyerek çırpmaya devam edin vanilya ve unu ekleyin karıstırın. Bisküvi karışımının üzerine dökün.
önceden ısınmış 150 derecede 40 -45 dakika pişirin. Soğuyunca üzerini örtün dolapta birgün bekletin. Üzerine böğürtlenleri dizin jeli hazırlayın 10 dakika sonra uzerine gezdirin dolapta bir gece bekletin servis yapın..



Geçen haftasonu miniğimin yani İrem' in okul arkadaşı Egemen' in ailesinin yazlığına davetliydik. Yazlıkları Balıklıova' nın çıkışında, harika bir koyda. Yeşille mavinin içiçe geçtiği bir sahili, çok güzel, havuz gibi bir denizi var.



Çocuklarım sayesinde çok güzel dostlar edindiğimi söylemeliyim. Güzel Prenses' imin 3 yıl devam ettiği bale kursu sayesinde ortak konularımın olduğu çok güzel dostlar edinmiştim. Şimdi de miniğimin arkadaşlarının anneleri ile güzel dostlukların başlangıcındayız:)

Yukarıdaki fotoğrafta görülen köşkle ilgili bir efsaneden bahsetti Egemen' in annesi Sevgili Habibe. Zamanın sultanlarından biri yaz için kendine bir köşk yaptırmak için bu koyu seçmiş. Koyun her iki tarafına ve ortasına kestirdiği koyunları astırmış. En geç bozulan koyunun bulunduğu yere de köşkü inşa ettirmiş. Ne güzel bir fikir değil mi? Böylelikle en serin yeri seçmiş:) Şimdi bu köşk, cafe olarak site sakinlerinin hizmetinde.



Yukarıdaki fotoğrafta İrem ve Egemen günboyu çıkmadıkları denizin kenarında:)



Pırıl pırıl bir deniz. Üstelik çocukların çok rahatlıkla oynayabildiği bir sahili var. Biz anneler rahat ettik tabii. Bir de ev sahibimiz sahile nescafe ve kek servisi bile yaptı, düşünün artık. Kendi evimdeymiş gibi rahat ettirdi arkadaşım bizleri. Buradan da çok teşekkürler diyorum Habibe' ciğime:)



İrem ve Egemen biraz yorulmuşlar anlaşılan:) Baksanıza ne de güzel oturmuşlar yan yana. Denizi seyrediyorlar. Ama bu sakin oturmanın çok sürmediğini tahmin ettiğinizi düşünüyorum.



Yazlıkların genel bir görüntüsünü de paylaşayım istedim. Çok beğendim ben bu siteyi. Güzel Prensesim seneye ev kiralamamızı istiyor buradan. Bakalım kısmet. Allah sağlık versin de.



En son fotoğrafı köşkün olduğu taraftan çektim. Koy neredeyse tam olarak görünüyor. Gittiğimiz haftasonu İzmir ve çevresinde kuvvetli bir rüzgar olmasına, yolumuzun üzerinde denizi dalgalardan köpük köpük görmemize rağmen burası kesinlikle dalga almayan bir yer. Dolayısiyle tam çocuklara göre. Çok güzel geçirdiğimiz bu haftasonu için evsahibimize tekrar tekrar teşekkürler:)

Keyifli, sağlıklı, huzurlu bir pazar günü ve iyi bir hafta diliyorum...

Pazar, Haziran 29, 2008

BLOG ARKADAŞLARIMIN SÜRPRİZİ, YENİ FOÇA' DA BİR DOST ZİYARETİ VE YENİ KİTAPLARIMIZ




Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Gülenay' cığım Amerika' dan tatile geldiğinde bizim balkonda buluştuk:) Fotoğrafta gördüğünüz muhteşem pastayı Sevgili Figen ve Sevgili Selda yani Şekerden Düşler yapıp getirdi. Gülenay, Figen, Nilay ve Selda ile birlikte çok keyifli bir akşam geçirdik. Figen ve Selda' nın yaptığı pasta hayatımda yediğim en güzel pastaydı desem inanın abartmış olmam. Her ikisine de çok teşekkür ediyorum. Kendimi çok özel hissettirdiler bana:)



Nilay' cığım da harika bir cheesecake yapıp getirmişti. Üzerine beyaz çikolata ve badem kırıkları koyduğu cheesecake için bir de böğürtlenli sos hazırlamıştı. O kadar denemem oldu, bu kadar güzelini yapamadım. Ellerine sağlık Nilaycım!



Gülenay' cığım da sigara böreği sarıp getirmiş. Ben de koko ve patatesli-salatalıklı soğuk bir salata yaptım iş dönüşü. Geldiklerinde de sigara böreklerini fırına attık. Bu güzel börek için de Gülenay' a çok teşekkürler. Sonra da imece usulü yaptıklarımızdan oluşan soframızı kurduk. Her birini tadı damağımızda kalarak yedik ama asıl sohbetimizin tadı damağımızda kaldı. Gülenay gitmeden bir daha buluşmak için sözleşerek bitirdik gecemizi. Umarım seneye de tekrarlayabiliriz.




Bu haftasonu işyerinden bir abimizin yazlığına davetliydik. 3 aile olarak sabah erkenden Yeni Foça' ya doğru yola çıktık. Harika bir kahvaltı sofrası ile başlayan günümüz çocuklara yaptırılan deniz sefası, dinlenme, tekrar deniz ve kuş sütünün bile eksik olmadığı mükellef bir mangal sofrası ve güzel sohbetler eşliğinde tamamlandı. Ev sahibi Ömer Can abimiz ve eşi Güler ablamız o kadar içten o kadar güleryüzlü bir ev sahipliği yaptılar ki bizlere, kendi evimdeymiş gibi rahat ettim günboyu. Her ikisine de dostlukları ve misafirperverlikleri için yürekten teşekkür ediyorum.



Yemekten sonra sitelerinin bulunduğu çevreyi gezdik. Oldukça çok fotoğraf çektim. Ama sizlerle burada sadece bunları paylaşabildim. Türkiye' nin her köşesi ayrı bir cennet. Foça' da da harika koylar var. Sitelerine ait plaj da bu harika koylardan birinde.



O kadar güzel de bir bahçeleri var ki. Dalından koparıp meyve yeme zevkini tattık günboyu. Şeftaliler, kayısılar, mürdüm erikleri, elmalar... Hepsi birbirinden lezzetliydi. Tabii yemeğin yanına koparıp koparıp yenilen yeşil acı biberleri de unutmamak lazım. Salatalıklar çıtır çıtırdı:) Güzel güzel çiçekler de vardı tabii. Kısacası çocukların eğlendiği, bizim hem eğlenip hem dinlendiğimiz unutulmaz bir gün yaşadık. Keşke Şef de olsaydı:( Tek eksiğimiz oydu.



Bu arada İdefix' den son verdiğim sipariş kitaplarımız geldi. Bu set ve bu kitap bana:)



Bu kitaplar ise güzel prensesim' e:) Güzel prensesim' e getirttiğim bu kitapların yazarı hem blog arkadaşım hem hemşehrim Sevgili Fatma Pekşen yani Mutfak Solisti. Kitapları Merve okuduktan sonra ben de okuyacağım.

Hepimize iyi bir hafta dileklerimle...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...