Çarşamba, Aralık 06, 2017

ALAÇATI ALAVYA OTEL DE TEA&POT ETKİNLİĞİ




Alaçatı' nın gözbebeği... Öyle diyorlar Alavya Otel için. İlginçtir bu otelden ilk defa ülkemden kilometrelerce uzakta Türkmenistan' da haberim oldu. Eşim Türkmenistan' a sayısız eserler kazandıran Polimeks Firması nın inşaa ettiği Aşgabat Uluslararası Havaalanı nda çalışmak üzere oradaydı ve ben de yanına gittiğimde ofiste şirkete ait dergilerden birinde görmüştüm Alavya' yı. Malum artık her şey sosyal medyadan takip edildiği için de instagram hesaplarını takibe alıp her paylaştıkları fotoğraf sonrası orada kısa da olsa bir tatil yapmayı hayal ettim.

Ancak Alavya ya tatil için değil de, May iletişim den Meltem hanım ın Alavya Otel işbirliği ile organize ettiği dünya çaylarını İzmir e getiren ilk isim olan Tea&pot Workshop u na katılmak için gittim. İşte şimdi sizlere o günden bana kalanları anlatmaya çalışacağım. Bir de sürpriz, tam da sonbahara kışa yakışan bir kek tarifim olacak. Tarif Alavya mutfağı ndan Hüseyin Şef e ait.



Tea&Pot; Zeynep ve Nihan hanım tarafından 2009 yılında İzmir de kurulmuş. Bir süre çaylarını kendi işlettikleri kafede sunan; biri İletişimci, diğeri Gıda Mühendisi, aynı zamanda elti olan bu tatlı kadınlar 2015 den bu yana çay menüsü oluşturmak isteyenlere danışmanlık hizmeti veriyorlar, ürünlerini internetten online satış sistemi ile dileyene ulaştırıyorlar ve işlerinin en keyif alarak yaptıkları kısmı olduğunu söyledikleri atölyeler, workshop lar düzenliyorlar.

O gün bize daha çok çay çeşitlerinden ve kısaca çayın tarihçesinden bahsettiler. Çay ilk olarak Çin de kullanılmaya başlanmış, Türkiye ye 1917 yılında gelmiş daha doğrusu daha önce yetiştirmeye çalışılıp doğru iklimi bulamayan bu bitkinin Atatürk ün teşviki ile Rize taraflarında yetişebilirliği anlaşılmış.




Siyah çay bizim özelliklere kahvaltılarımızın vazgeçilmezi. Ancak metabolizmamız hızlansın istiyorsak yeşil çay, antioksidan özelliği öne çıksın istiyorsak beyaz çay da günün her saatinde tercih ettiğimiz içeceklerden oldu. Yaprakların işleniş biçimiyle siyah ve yeşil çaydan ayrılan oolong çayı varmış bir de. Ve inanın ben bu çayı ilk kez o gün duydum. Sayısız faydaları var. Ödem atıcı olması en önemli etkilerinden.




Bir de yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz çaylara aroma ve renk katan bitkiler çiçekler var. Hepsinin vücuda ayrı bir etkisi faydası var. Ve karışım çaylarda kullanılıyor. O gün aklımda kalanlardan kısa kısa; 



Mavi kantaron diğer adıyla peygamber çiçeği antioksidan özelliği yüksek bir bitki. Aromatik tadı yok
Altınotu: Mayhoş bir tadı olan bu bitki Teapot un ürünlerinden bahar çayında bulunuyor. C vitamini oranı yüksek aroması yok.
Ekinezya : Tek başına içilebilir. Hamilelere, böbrek ve tansiyon hastalarına önerilmez. Bağışıklık sistemi güçlendirici etkiye sahip.
Medine Çiçeği : Ilık bölgelerde yetişen bu bitki vitamin, potasyum, magnezyum açısından zengin.
Gül tomurcukları : Açmamışken karıştırılır. Aroması vardır. Sinirleri ve kasları gevşetir, rahatlatır. 
Yasemin Çiçeği : 2-3 tomurcuk sinirleri yatıştırır, gevşetir.
Nergis Çiçeği ve Ebegümeci : Migrene iyi gelir. Sindirimi rahatlatır. Metabolizma güçlendirir. Tek başına içmek zor çaya karıştırarak vitsaminini artırabiliriz.
Limon Otu : Yeni yeni kullanılıyor. Limonumsu tadı var ve bol c vitamini sağlıyor.
Yıldız Anason : Tomurcuk halindedir.Keskin aroması vardır. Sadece bir kanat kullanımı yeterlidir. Et yemeklerinde de kullanılır.
Hibiscus : Kırmızı-mor renkte ve vitamin oranı yüksek.
Kuşburnu : Özellikle C vitamini ve çaya rengini verir.
Adaçayı : Antiseptik, antibakteriyel özellikleri var.



Tea&Pot un internet sayfasını incelemenizi öneririrm. Ayrıca yakın zamandaki İzmir Çay Festival i sırasında Tea&Pot kurucuları ile yapılmış çok güzel bir söyleşi yi de okumanızı tavsiye ediyorum.



Alavya Otel bu worshop a ev sahipliği yaparken huzurlu, rahat, zevkle dekore edilmiş şık ortamı sağlamakla kalmadı çay tadımlarına eşlik eden güzel ikramları ile beğenimizi topladı. Lavantalı kurabiye, tarçınlı kurabiye, parmesanlı galetalar nefisti.




Ama Alavya Otel in güleryüzlü samimi personeli bunlarla da yetinmedi. Hüseyin Şef yanımızda balkabaklı tahin soslu bir kek yaptı. 




Tarifi hazırladığı masaya öyle bir dekor hazırlamışlardı ki; dışarıdaki yazdan kalma güne rağmen, sonbaharı ve gelen kışı sımsıcak hissettirdiler.



Hatta mutfağa hep birlikte inip fırına attık. Piştiğinde de ikram ettiler.




Ne çay tadımları, ne ikramlar bitmedi. Bol bol çay çeşitlerini tattık. Kurabiyeler, galetalar, kekler derken, bir de mutfak personelinden genç bir hanımın yaptığı balkabaklı cheescake i de yeme şansı bulduk.



Evet şimdi gelelim Hüseyin Şef in karşımızda yaptığı Balkabaklı Tahin Soslu kek tarifine. Keki tabii ki evde denedim. Çok lezzetli kısa sürede tükenen bir kek oldu bizim için. Görsellikte Hüseyin Şef i yakalayamasam da inanın lezzette yakaladım. 


BALKABAKLI KEK ve TAHİN SOS



Malzemeler :

2 1/4 su bardağı un
1 1/2 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
1/2 çay kaşığı muskat rendesi
1/2 çay kaşığı tuz
1/4 çay kaşığı toz zencefil
1 1/4 su bardağı püre balkabağı
3/4 su bardağı buttermilk (kefir kullandım)
1 çay kaşığı vanilya özütü ( 1 paket vanilya kullandım )
1/2 çay kaşığı akağaç şurubu ( çiçekbalı kullandım )
3/4 su bardağı tereyağı oda sıcaklığında
3/4 su bardağı esmer şeker
1/2 su bardağı şeker
3 yumurta 
1 su bardağı irice dilimlenmiş ceviziçi

Tahin Sos İçin :

1 yemek kşığı tereyağı
1/4 su bardağı tahin
1/4 su bardağı süt
3/4 su bardağı pudra şekeri
1 çay kaşığı limon suyu




Yapılışı : 

Fırınımızı önceden 175 dereceye ayarlıyoruz.
Kek kalıbımızı bolca sıvı yağ veya pişirme spreyi ile yağlıyoruz
Elenmiş unu, kabartma tozu, karbonat, tuz, muskat ve toz zencefili bir kapta birbirine karıştırıyoruz
Balkabağı püresi, buttermilk ( oda sıcaklığındaki süte bir kaç damla limon ilavesi ile siz de yapabilirsiniz. Ben kefir kullanmayı tercih ettim ), vanilya özütü, akağaç şurubunu çırpın.
Tereyağı, esmer şeker ve beyaz şekeri krema haline gelene kadar 5 dakika çırpın. Yumurtaları teker teker ekleyin.
Tereyağlı yumurtalı bu karışıma kuru malzemeleri ve balkabaklı karışımı 3 seferde yedirin.
Bütün karışıma cevizleri ekleyin.
Karışımı önceden yağladığımız kaba koyup önceden ısıtılmış fırında 40-50 dk ve fırınınıza bağlı olarak içine batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar pişirin.
10 dk dinlendirdikten sonra ters çevirip tel tepside soğumaya bırakın.

Sosumuz için : Tereyağını eritin. Tahin ve sütü karıştırın. İyice pürüzsüz olana kadar ısıtın. Ocaktan alıp pudra şekeri ve limon suyunu ekleyip pürüzsüz olana kadar karıştırın.
Kek henüz ılıkken sosu üzerine dökün.

Benim sosum tahinin sonunu kullandığımdan olsa gerek biraz daha koyu bir kıvam oldu. Ve akışkanlığı sağlayamadığım için üzerine sürmek durumunda kaldım.

Tadı nefis bir kek olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Bu keyifli etkinlik için Alavya Otel Personeline, May İletişim Meltem Hanıma, Tea&Pot kurucuları Zeynep ve Nihan hanıma tekrar teşekkür ederim.

Pazar, Mayıs 15, 2016

PARİS DİSNEYLAND TURUMUZ


Bu sömestride 2 gün Paris 2 gün Disneyland i kapsayan bir tura katıldık miniğimle. Adı miniğim kaldı ama maşallah büyüdü artık 13 yaşında bir genç kız oldu güzel kızım. En çok o istedi gitmeyi, Allah biliyor benim dil nedeniyle çok endişelerim vardı. Disney kısmı için de internetten araştırdığım, gidenlerden dinlediğim kadarıyla oyunlar için beklenen uzun kuyruklar gözümü korkutuyordu. 

Ancak,

Hiç de korktuğum gibi olmadı. Benim gibileri düşünerek bloga kısa bir yazı eklemek istedim bu nedenle.

Biz 4 aile Mng nin turu ile gittik. Ancak havaalanında diğer şehirlerden ve diğer turlardan gelenlerle birleştirilip karma bir grup halinde tek rehber eşliğinde gezdik. İlk günkü rehberimiz gerçekten işinin ehli ve efendi bir insandı. Aklımda ne kaldıysa onun anlattıkları diyebilirim. İkinci gün verilen rehber çok cıvık bir adamdı. Her anlattığına kendini ekledi gereksiz bir şekilde. Aslında bunu MNG ye yazmayı düşündüm ama fırsatım olmadı burdan okusunlar artık ;)


Napolyon kazandığı bir zafer sonrasında askerlerine evinize zafer taklarının altından geçerek gideceksiniz demiş ve bu Zafer Takı nı yaptırmış.



 Havaalanı çıkışında bizi bekleyen otobüse binip panaromik şehir turu diye adlandırılan gezintiyi yaptık. Hava maalesef yağışlı ve rüzgarlıydı. Rehberimiz geçtiğimiz güzergahları ve tarihlerini anlattı. Eyfel Kulesi karşısında kısa bir mola verip fotoğraflar çektik. Fransa da yaşayan Afrika lı göçmenlerin sattığı anahtarlıklardan aldık.


Akşam üzeri Paris in bir kaç yüksek binasının olduğu bölgedeki Pullman Otel e geçtik. Her şeyiyle çok rahat ettiğimiz çok güzel bir oteldi gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

Otelin çok yakınında metro durağı olduğunu da belirtmeliyim.

İlk akşam otel yakınındaki alışveriş merkezi civarında yedik yemeğimizi. Dil konusu inanın o kadar rahat hallediliyor ki. Ülkemizdeki Amerikan restoranları sayesinde aşina olduğumuz yemek isimleri işte o kadar. 

2. gün Eyfel kulesi ne çıktık. En üst kademeye değil de bir alt balkona kadar. Bakmaya doyulmayan tarih kokan bir manzara. Fransızların simetri hastalığını net görmenizi sağlayan bir bakış açısı. Buradaki mağazadan alışveriş yapmanızı önermem her şey 3 katı pahalı satılıyor.



Sonra şimdi gitsem kesinlikle katılmayacağım ekstra ücret ödediğimiz Seine Nehri turu vardı sırada. Hava zaten kötü genelde içeride oturmak zorunda kaldık. Ama en kötüsü rehberin hiç bir şey anlatmaması. Çünkü gezinti teknesinde bir görevli Fransızca olarak geçilen yerler binalar hakkında bilgi veriyor ancak kulaklıkta Türkçe çeviri yok. Sadece İngilizce bilenler dinlemeye çalıştı. Geri kalanlar için ne tarafa bakacağının şaşırıldığı değişik mimarideki köprülerin altından geçerek yapılan bir nehir turu. Yine de ilk defa gidenler katılmalı.





Öğle yemeği için verilen serbest zamanda İstanbul Kebapçısı na gitmek yerine Waffle yapan hoş dekorlu bir Fransız kafesini tercih ettik akıllı miniğim sayesinde. Waffle ın içine koydukları malzemye bağlı olarak tuzlu yada tatlı tercihi yapabiliyorsunuz. Fiyatlar oldukça makul. Turunuza sadece sabah kahvaltısı dahil ise lüks olmayan restoranlar tercih ettiğinizde 2 kişi için 40-50 Euro arasında bir para günlük öğlen ve akşam yemeğiniz için yeterli oluyor.


Öğle yemeği sonrasında Notre Dame Katedrali ni gezdik. Seine Nehri kıyısında bulunuyor ve yemek yediğimiz yere yürüyüş mesafesindeydi. Her dini mabed gibi kesinlikle etkileyici. Dua etme isteği duydum çünkü dinler ayrı ama yaratıcımız tek ve benzersiz rakipsiz!





Daha sonra otobüsle ressamlar tepesinin alt tarafına gidip finiküler ile tepeye çıktık. Bir sürü ressam isterseniz portrenizi yapmak için orada. İsterseniz yaptıkları resimlerden beğendiğinizi alabilirsiniz de. Meydanın etrafı kafelerle çevrili. Hoş bir ortam.


Yakınında kocaman Kutsal Yürek kilisesi var. Ancak vaktimiz yoktu içini gezemedik.



Akşam yemeğini rehberin önerdiği Champs Elysees Caddesi ndeki ünlü bir et restoranında yedik. Kapısında ciddi kuyruk bekliyorsunuz. Ama içeri girince servis oldukça hızlı. Orta yaşın biraz üzerindeki bayan garsonlar sanki bir Fransız evinde konuk ediliyormuşsunuz hissi yaşatıyor. Menü çeşitli değil zaten. Etinizin nasıl pişmesini istediğinizi söyledikten sonra sipariş verilmiş oluyor. Tatlı da ekler yanında dondurma. Kişi başı 40 Euro civarında bir hesap geliyor. Şarap da dahil :)



Sabah kahvaltıdan hemen sonra Disneyland yakınındaki Apart Otel e gitmek üzere hareket ediyoruz. Eşyalarımızı otele bırakıp hemen Disneyland önce küçük park denilen kısma geçiyoruz Walt Disney Studios. Elimizde gün sonunda açıp kapatılmaktan lime lime olacak olan bir broşür var.

Parklar sabah 9:30 da açılıyor oyunların çoğu 10:00 da faaliyete geçiyor. Ve gece 23:00 a da kapanıyor. Ama bazı oyunları daha erken kapatıyorlar. Gece 22:00 civarı hemen hemen bütün oyunlar sona erdiriliyor.


Bizim turumuzda 2 gün park girişleri dahildi. Ve içeride yiyecek içecek haricinde hiç bir oyuna tekrar para vermiyorsunuz. Şöyle açıklayıcı bir cümle için gitmeden kaç site gezdim anlatamam. Biletler tura dahil değilse internet üzerinden satın alıp çıktısıyla kapıda okutarak geçebilirsiniz. Tur haricinde gelenlerin bir çoğunda bu çıktıları gördüm.


Parka girer girmez sağdaki ilk binaya girmek istedi İrem ve biz anne kız gruptan ayrıldık. Zaten turla da gelseniz parklarda rehberlik hizmeti yok. Olmasına da imkan yok zaten. Oyunlar arasında zamanla yarışarak koştururken kimseyi görecek haliniz olmuyor.



İlk binada çocuklar yuvarlak bir bankonun etrafında ellerine verilen nokta nokta çizimlerin üstünden geçerek görevli yardımıyla koydukları bir alette çizimlerden hareketlerin canlanmasını izleyebiliyorlar. Bir de burada kısa bir film izledik içinde bütün Walt Disney karakterlerinin yer aldığı ve çok keyifliydi.

Sonra bilmeden parkın en adrenalini yüksek oyununun sırasına girmişiz. Tabii sıra bize gelip de emniyet kemerleri bağlandığında anladım ama iş işten geçmişti. 360 derece dönüşleri olan bir hız treni bu. Düşeceğim sandım cidden ve son anda bile kızıma bağırıyordum İrem sen sıkı tutun!



Veee İrem in bir diğer favorisi Hollwood Tower Hotel. Asansördeyken en üstten hızla düştüğünüzü düşünün. Bir asansör dolusu insan. Defalarca sıra bekledik önünde. Hatta 2. gün Disneyland Park tan sonra günü bununla kapattık.



Gezinti treni ile parkta tur atılan bir sırayı da bekledik tabii. Ve iyi ki beklemişiz. Değişik filmlerde kullanılan platoların ve aksesuarların yanından geçerek ilerlerken, önce gök gürültülü bir yağmuru, depremi, yan tarafta kurulan bir setteki patlamayı yaşayarak heyecanlanıyorsunuz. Gerçekliğine inanamazsınız. Hava buz gibiydi ve patlamanın alevi ile ısındık desem :)




O kadar güzel bir sistem kurmuşlar ki bir sürü bebek arabalı insan veya engelli yakını ile gelenler, engellilerin kendileri bile keyifle gezip ortamın tadını çıkarabiliyorlar.





İkinci gün daha çok Disneyland Park da vakit geçirdik ama kapanışı Walt Disney Studios ile yaptık. Hatta çıkışa yakın restorandan en son çıkan ikimizdik.




Kovboy filmlerindeki mahallelerden kurmuşlar o kadar güzel ki. O yıllarda oralarda yaşasaydım keşke diyor insan.




Bu arada çok sıra olan oyunlar için Fast Pass dedikleri bir bilet sistemi var ve oldukça kolaylaştırıyor işleri. Sonradan girmeyi düşündüğünüz yada o sırada çok sıra olan oyunlar için otomatik makinalardan giriş biletinizi okutarak ileriki bir saate ki hangi saat olduğu orada yazıyor rezervasyon yaptırabiliyorsunuz. Genelde bu 1 buçuk saatlik bir süreyi kapsıyor ve o saat aralığında oraya gelip ayrı bir sıradan direk oyuna girebiliyorsunuz.

Ratatouille filminden esinlenilerek hazırlanan oyun alanı en etkilendiklerimden biri oldu benim.  3 kişilik bir araca biniyorsunuz ve sürekli değişen görsller arasında fare olarak kah sandalyenin altındasınız, kah buz gibi dolaptasınız, kah miss gibi kokan mutfaktasınız.Burası ile igili fotoğrafım maalesef yok çünkü kendimi o kadar kaptırdım ki fotoğraf çekmek aklıma bile gelmedi.


Akşam üzeri gibi seyirci çocukların da rol aldığı Star Wars konulu bir oyun da izledik. Sahndeki çocukların kılıçları kullanırkenki halleri görülmeye değerdi.



Sonra İrem in defalarca bindiği Space Mountain. Tabii ki ben binmedim. Yukarı çıkarken çığlıklar aşağı inerken çığlıklar :)))




Ve gün içinde ilk gidişimizde bakım nedeniyle kapalı olan ama sonra açılan İrem in çok zevk alarak bindiği İndiana Jones treni. Çok sıra beklenilen gözde bir oyun bu.

Oradan çıkıp devam ettiğinizde içindeki figürlerin canlı mı manken mi olduğunu ayırt etmekte zorlandığınız mağaraların içinde sal türü bir trenle gezilen korsanlar kasabası var.

Gitmeden önce okuduklarım arasında yanınıza yiyecek ve içecek almanız gerektiği hakkında öneriler vardı. Tabii Avrupalılar evlerinden geldikleri için genelde evden getirdikleri sandviçlerini oyun sıralarında yiyip vakit kaybetmiyorlar. İmkanınız varsa mutlaka yanınıza bir şeyler alın derim ben de. Yemek yerleri çok kalabalık oluyor ve vaktinizi oralarda heba etmek istemiyorsunuz.

Bir de gitmek için bizim gibi sömestr tatilini seçmeyin. Hava çok soğuk olduğu için güzelim parkların güzelim şehrin tadını çok çıkaramıyor insan.

Önümüzde 19 mayıs tatili var ve bence Paris-Disneyland için en uygun tarihlerden biri.

Disneyland Park kısmında akşam 5 civarı başlayan geçit töreni de kaçırmamanız gerekenler arasında. Aklınıza gelebilecek bütün Walt Disney karakterleri süslü arabalarında önünüzden geçiyor el sallayarak ve kaç yaşında olursanız olun siz de onlara el sallıyorsunuz :)

Cuma, Ekim 30, 2015

AŞURE

Amann Allahıımm! Blogumu güncellemeyeli aylar olmuş! Hem de blog yazarıyım deyip blogunu güncellemeyenlerin çok ayıplandığı bu günlerde. 

Kendimce açıklık getireyim; blog benim hobilerimden bir tanesi. Bunu bir amaç uğruna yapmıyorum. İzleyicim şu kadar olsun, tariflerim şöyle beğenilsin, böyle rağbet görsün değil hiç bir zaman derdim. Markaların reklam yeri de olmadım. Bir marka veriyorsam sahiden beğendiğim güvendiğim içindir emin olun ki. Sadece tarif vermiş olmak için de tarif yazmadım. Başkasının tarifini kendim keşfetmişim gibi de yazmadım. Tarifi kimden aldıysam, nereden duyduysam ki bu bir tv programı dahi olsa kaynak belirtmeye çalıştım. İnanın ben kendimden memnunum. Haa evet gönül ister ki daha sık yazayım ama olamayabiliyor. Aynı tarifin değişik et cinsleri ile yapılışını koyup da blog güncellemiş olmayı da hiç istemiyorum. Ayrıca blog dünyasının ilk zamanlarını çok özlüyorum. O sadece hobi olarak yapıp birbirini destekleyen bloggerları. Şimdilerde herkes hırslı, herkes yarışıyor. Yarışlar hep ters etki yapmıştır bende. Belki de bundan dolayı eskisi kadar sık yazamıyorumdur kimbilir?




Aşure yapmak her seferinde korkutmuştur beni ne yalan söyleyeyim. Miktarı ayarlayabilecek miyim? Kıvamını tutturabilecek miyim? Lezzeti nasıl olacak? Ama her seferinde de yiyenler tarafından çok beğenilen aşureler yapıyorum çok şükür ki. Blogu en çok ben kullanıyorum ya hani bir dahaki sefere hemen bakayım buradan yapayım, benim gibi tereddütü olanlar varsa bakıp yapsınlar diye düşünüp tarifi yazayım dedim. Tarif tabii ki annemden öğrendiklerimden ve oldukça sade bir aşure tarifi.

Malzemeler :

500 gr aşurelik buğday
1 su bardağı nohut
1 su bardağı kuru fasulye
1 su bardağı kuru üzüm
1 su bardağı doğranmış kuru kayısı
2 portakal kabuğunun rendesi
İsteseniz 1 adet çubuk tarçın
5 lt su
6 su bardağı toz şeker

Süslemek İçin : Ceviz, badem, file badem, file fıstık, çam fıstığı, fındık ve nar taneleri
Arzu ederseniz susam, hindistan cevizi

Yapılışı :

Buğdayı suyu durulana kadar 6-7 defa yıkayın bu çok önemli çünkü iyi yıkanmayan buğdayın aşuresi çok koyu renkli oluyor. İyice yıkanınca suda bekletin. Sonra buğdayı bir tencereye alıp suyunu ekleyin ve bir kaç taşım kaynatıp altını kapatıp 1 gece bekletin. Sabaha buğdayların şişmiş ve patlak patlak olduğunu göreceksiniz.

Nohutu ve fasulyeyi de akşamdan ıslatıp sabah ayrı ayrı haşlayın.

Kuru üzümü ve doğranmış kuru kayısıyı sıcak suda bekletin.

Buğdayın üstüne kaynamış su ekleyin ve kaynatmaya başlayın. Üzerindeki köpükleri ara ara alarak 1 saat kadar kaynatın. Bu arada zaten suyunun kıvam aldığını ve buğdayın yumuşadığını göreceksiniz. Sıcak suda bekletip sularını süzdürdüğünüz kuru üzüm ve kuru kayısıyı ekleyip kaynatmaya devam edin. 5 dk sonra nohutu ve fasulyeyi ekleyin. Portakal kabuğu rendesini de ekleyin. 

Su ve şeker oranını ben yazdım ama herkesin zevkine göre değişebilir. Ben çok katı aşure sevmiyorum. Soğuduğunda kıvamının biraz daha katılaşacağını da göz önünde bulundurun. Şekeri de soğuyunca daha azalacaktır. 

En son şekeri de ekleyip eriyene kadar karıştırıp altını kapatıyoruz. Kaselere aldığımız aşurelerimiz soğuduktan sonra sevdiğimiz çerezlerle meyvelerle üstünü süslüyoruz.

Allah yaptığımız aşureleri ve hayırları kabul etsin. Hepimizin evini bereketlendirsin.

Sevgiyle kalın :)


Salı, Mart 17, 2015

HAŞHAŞLI ÇÖREK



"Bugünlerde buradaki fırından haşhaşlı çörek alıp yiyorum. Çok hoşuma gidiyor. Acaba Elvan yapabilir mi bundan diye düşündüm" deyince, bizden ayrı gurbet ellerde çalışan sevgili eşim; tamam, ben hemen güzel bir tarif bulup deniyorum dedim :)

Tarifi Petekciğim in sayfasından aldım. Hiç bir değişiklik yapmadan birebir uyguladım. O kadar çok beğendik ki, üstüste bir kaç defa yaptım. İlk yaptığımı tabii ki eşime kargo ile gönderdim.




Malzemeler :

1 kg un
1 paket instant maya
Yarım kahve fincanı sıvı yağ
2 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
Su (Hamur ele yapışmayacak ama yumuşak hale getirecek kadar)

İçi İçin :

1 kase haşhaş
1 kahve fincanı tahin
2 yemek kaşığı şeker
1 bardak ceviz içi

Yapılışı :

Tüm malzemeleri yoğurup üzerine bir bez örterek hamur en az 2 katına çıkana kadar bekletiyoruz. İçi için de haşhaşı, tahini, şekeri ve cevizi bir kapta karıştırıyoruz. Portakal büyüklüğünde parçalar alıp yağlanmış tezgahta elimizle olabildiğince ince açıp iç malzemesini sürüp rulo yapıyoruz. Rulodan 5-6 cm lik parçalar kesip açık tarafları altta birleştirip yağlanmış tepsiye boşluk kalmayacak şekilde diziyoruz. Ve tepsiyi bir süre fırın ısınana kadar mayalanmaya bırakıyoruz.

Fırına vermeden önce haşhaşı bir miktar suyla açıp üzerine sürüyoruz ve susam serpiyoruz. 200 dereceye ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.



Tarifin aşamalarının fotoğrafları ve püf noktaları için Sevgili Petek in sayfasına bakmayı unutmayın!

İlk yapışımda hem tat, hem görüntü olarak gurur duyduğum bir haşhaşlı çörek yapmamı sağlayan tarifi için Petekciğim e çok teşekkürler :) 

Hepimize güzel günler diliyorum...

Cuma, Şubat 20, 2015

PASTIRMALI SAÇ ÖRGÜSÜ BÖREK



Show Tv nin 13 Ocak 2015 tarihli Nursel' in Mutfağı programında Eskişehir' den Neşe Hanım yaptı bu böreği. Ben de ertesi gün gelecek olan arkadaşlarım için denedim hemen. Çok beğenildi iç rahatlığı ile tarifi deneyebilirsiniz. Üstelik sunumu şık bir börek.

Malzemeler :

3 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
250 gr oda sıcaklığında tereyağı
1 yumurtanın yarısı (yumurtayı bir kaba kırıp yarısını kaşık yardımıyla alın yarısı da üstü için)
1 su bardağı yoğurt

İç Malzeme :

2 adet haşlanmış patates
100 gr kaşar peyniri 
100 gr pastırma

Üstü İçin :

1 kaşık yoğurt
Yumurtanın kalanı




Yapılışı :

Un, tuz, kabartma tozu bir kaba alınıp hafifçe karıştırıldıktan sonra tereyağı, yoğurt ve yumurta ilave edilip kulak memesi kıvamı alıncaya kadar yoğrulur. Çok yumuşak olmayan yağlı bir hamur oluyor. Buzdolabında dinlenmeye bırakılır.

Haşlanmış patates ezilip tuz ve karabiber ile tatlandırılır. Kaşar peynirinin ve pastırmanın tuzunu da dikkate alarak tabii.

Dinlenen hamurumuzu merdane yardımı ile 1 cm kalınlığa gelene kadar yaklaşık 1 yufka boyutunda açıyoruz. Tam ortasına uzunlamasına önce pastırma diziyoruz. Sonra patatesi yayıp üzerine kaşar peyniri serpip tekrar kalan pastırmaları da en üste dizip hamura her iki yandan verev kesikler atıyoruz. Bu kesikleri saç örgüsü formunda birbiri üzerine kapatıyoruz.

Böreğimizin üzerine yumurta ve yoğurt karışımından sürüp önceden ısıtılmış 160 derecelik fırında pişiriyoruz. 

Herkese can güvenliği tam ve huzurlu günler diliyorum...

Not: Bir dahaki yapışımda hamurun açılmış halini, malzemeli halini ve saç örgüsü detayını fotoğraflayıp paylaşacağım inşallah


Pazartesi, Aralık 22, 2014

FİLİSTİN EKMEĞİ



Tarifi Sevgili Pınar' ın instagram hesabında gördüm. Sonra blogunda da yayınlamış. O da bir başka arkadaşından almış. Görür görmez harika bir tarif olduğunu anladım. Hemen denedim. Ve bu süreç içinde 3 defa yaptım. 

Malzemeler :

1,5 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su
50 gr eritilmiş tereyağı
2 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
5 su bardağı un
2 tatlı kaşığı kuru maya




Yapılışı :

Bütün malzemeleri ekmek makinasına koyup hamur programını çalıştırın. Benim makinamda bu 1,5 saatlik bir program. Ve o kadar müthiş bir mayalanma oluyor ki makinanın kapağını kaldırıyor hamur;) Unladığınız tezgaha hamuru alıp avuç içi kadar parçaları ister merdane isterseniz oklava ile 1 parmak kalınlığında açın. 

Makinayla yapmayacak olanlar elle yoğurup 45 dk kadar mayalandırırlarsa süper olur.

Önceden en yüksek derecede ısıtılmış fırına (300-350 derece) koyup üzeri kızarana kadar pişirin.





Pita ekmeği gibi içi boş ama yumuşacık ve çok lezzetli ekmekleriniz olacak. Pınar' ın da dediği gibi tereyağ ve balı içine salın gitsin :))

İzmir bugün çok soğudu. Her yere kar yağdı bize soğuğu düştü. Nasıl iyi gelecek bu soğuklarda bu sıcacık ekmek. 

İyi haftalar, sevgiler...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...