Pazar, Mayıs 15, 2016

PARİS DİSNEYLAND TURUMUZ


Bu sömestride 2 gün Paris 2 gün Disneyland i kapsayan bir tura katıldık miniğimle. Adı miniğim kaldı ama maşallah büyüdü artık 13 yaşında bir genç kız oldu güzel kızım. En çok o istedi gitmeyi, Allah biliyor benim dil nedeniyle çok endişelerim vardı. Disney kısmı için de internetten araştırdığım, gidenlerden dinlediğim kadarıyla oyunlar için beklenen uzun kuyruklar gözümü korkutuyordu. 

Ancak,

Hiç de korktuğum gibi olmadı. Benim gibileri düşünerek bloga kısa bir yazı eklemek istedim bu nedenle.

Biz 4 aile Mng nin turu ile gittik. Ancak havaalanında diğer şehirlerden ve diğer turlardan gelenlerle birleştirilip karma bir grup halinde tek rehber eşliğinde gezdik. İlk günkü rehberimiz gerçekten işinin ehli ve efendi bir insandı. Aklımda ne kaldıysa onun anlattıkları diyebilirim. İkinci gün verilen rehber çok cıvık bir adamdı. Her anlattığına kendini ekledi gereksiz bir şekilde. Aslında bunu MNG ye yazmayı düşündüm ama fırsatım olmadı burdan okusunlar artık ;)


Napolyon kazandığı bir zafer sonrasında askerlerine evinize zafer taklarının altından geçerek gideceksiniz demiş ve bu Zafer Takı nı yaptırmış.



 Havaalanı çıkışında bizi bekleyen otobüse binip panaromik şehir turu diye adlandırılan gezintiyi yaptık. Hava maalesef yağışlı ve rüzgarlıydı. Rehberimiz geçtiğimiz güzergahları ve tarihlerini anlattı. Eyfel Kulesi karşısında kısa bir mola verip fotoğraflar çektik. Fransa da yaşayan Afrika lı göçmenlerin sattığı anahtarlıklardan aldık.


Akşam üzeri Paris in bir kaç yüksek binasının olduğu bölgedeki Pullman Otel e geçtik. Her şeyiyle çok rahat ettiğimiz çok güzel bir oteldi gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

Otelin çok yakınında metro durağı olduğunu da belirtmeliyim.

İlk akşam otel yakınındaki alışveriş merkezi civarında yedik yemeğimizi. Dil konusu inanın o kadar rahat hallediliyor ki. Ülkemizdeki Amerikan restoranları sayesinde aşina olduğumuz yemek isimleri işte o kadar. 

2. gün Eyfel kulesi ne çıktık. En üst kademeye değil de bir alt balkona kadar. Bakmaya doyulmayan tarih kokan bir manzara. Fransızların simetri hastalığını net görmenizi sağlayan bir bakış açısı. Buradaki mağazadan alışveriş yapmanızı önermem her şey 3 katı pahalı satılıyor.



Sonra şimdi gitsem kesinlikle katılmayacağım ekstra ücret ödediğimiz Seine Nehri turu vardı sırada. Hava zaten kötü genelde içeride oturmak zorunda kaldık. Ama en kötüsü rehberin hiç bir şey anlatmaması. Çünkü gezinti teknesinde bir görevli Fransızca olarak geçilen yerler binalar hakkında bilgi veriyor ancak kulaklıkta Türkçe çeviri yok. Sadece İngilizce bilenler dinlemeye çalıştı. Geri kalanlar için ne tarafa bakacağının şaşırıldığı değişik mimarideki köprülerin altından geçerek yapılan bir nehir turu. Yine de ilk defa gidenler katılmalı.





Öğle yemeği için verilen serbest zamanda İstanbul Kebapçısı na gitmek yerine Waffle yapan hoş dekorlu bir Fransız kafesini tercih ettik akıllı miniğim sayesinde. Waffle ın içine koydukları malzemye bağlı olarak tuzlu yada tatlı tercihi yapabiliyorsunuz. Fiyatlar oldukça makul. Turunuza sadece sabah kahvaltısı dahil ise lüks olmayan restoranlar tercih ettiğinizde 2 kişi için 40-50 Euro arasında bir para günlük öğlen ve akşam yemeğiniz için yeterli oluyor.


Öğle yemeği sonrasında Notre Dame Katedrali ni gezdik. Seine Nehri kıyısında bulunuyor ve yemek yediğimiz yere yürüyüş mesafesindeydi. Her dini mabed gibi kesinlikle etkileyici. Dua etme isteği duydum çünkü dinler ayrı ama yaratıcımız tek ve benzersiz rakipsiz!





Daha sonra otobüsle ressamlar tepesinin alt tarafına gidip finiküler ile tepeye çıktık. Bir sürü ressam isterseniz portrenizi yapmak için orada. İsterseniz yaptıkları resimlerden beğendiğinizi alabilirsiniz de. Meydanın etrafı kafelerle çevrili. Hoş bir ortam.


Yakınında kocaman Kutsal Yürek kilisesi var. Ancak vaktimiz yoktu içini gezemedik.



Akşam yemeğini rehberin önerdiği Champs Elysees Caddesi ndeki ünlü bir et restoranında yedik. Kapısında ciddi kuyruk bekliyorsunuz. Ama içeri girince servis oldukça hızlı. Orta yaşın biraz üzerindeki bayan garsonlar sanki bir Fransız evinde konuk ediliyormuşsunuz hissi yaşatıyor. Menü çeşitli değil zaten. Etinizin nasıl pişmesini istediğinizi söyledikten sonra sipariş verilmiş oluyor. Tatlı da ekler yanında dondurma. Kişi başı 40 Euro civarında bir hesap geliyor. Şarap da dahil :)



Sabah kahvaltıdan hemen sonra Disneyland yakınındaki Apart Otel e gitmek üzere hareket ediyoruz. Eşyalarımızı otele bırakıp hemen Disneyland önce küçük park denilen kısma geçiyoruz Walt Disney Studios. Elimizde gün sonunda açıp kapatılmaktan lime lime olacak olan bir broşür var.

Parklar sabah 9:30 da açılıyor oyunların çoğu 10:00 da faaliyete geçiyor. Ve gece 23:00 a da kapanıyor. Ama bazı oyunları daha erken kapatıyorlar. Gece 22:00 civarı hemen hemen bütün oyunlar sona erdiriliyor.


Bizim turumuzda 2 gün park girişleri dahildi. Ve içeride yiyecek içecek haricinde hiç bir oyuna tekrar para vermiyorsunuz. Şöyle açıklayıcı bir cümle için gitmeden kaç site gezdim anlatamam. Biletler tura dahil değilse internet üzerinden satın alıp çıktısıyla kapıda okutarak geçebilirsiniz. Tur haricinde gelenlerin bir çoğunda bu çıktıları gördüm.


Parka girer girmez sağdaki ilk binaya girmek istedi İrem ve biz anne kız gruptan ayrıldık. Zaten turla da gelseniz parklarda rehberlik hizmeti yok. Olmasına da imkan yok zaten. Oyunlar arasında zamanla yarışarak koştururken kimseyi görecek haliniz olmuyor.



İlk binada çocuklar yuvarlak bir bankonun etrafında ellerine verilen nokta nokta çizimlerin üstünden geçerek görevli yardımıyla koydukları bir alette çizimlerden hareketlerin canlanmasını izleyebiliyorlar. Bir de burada kısa bir film izledik içinde bütün Walt Disney karakterlerinin yer aldığı ve çok keyifliydi.

Sonra bilmeden parkın en adrenalini yüksek oyununun sırasına girmişiz. Tabii sıra bize gelip de emniyet kemerleri bağlandığında anladım ama iş işten geçmişti. 360 derece dönüşleri olan bir hız treni bu. Düşeceğim sandım cidden ve son anda bile kızıma bağırıyordum İrem sen sıkı tutun!



Veee İrem in bir diğer favorisi Hollwood Tower Hotel. Asansördeyken en üstten hızla düştüğünüzü düşünün. Bir asansör dolusu insan. Defalarca sıra bekledik önünde. Hatta 2. gün Disneyland Park tan sonra günü bununla kapattık.



Gezinti treni ile parkta tur atılan bir sırayı da bekledik tabii. Ve iyi ki beklemişiz. Değişik filmlerde kullanılan platoların ve aksesuarların yanından geçerek ilerlerken, önce gök gürültülü bir yağmuru, depremi, yan tarafta kurulan bir setteki patlamayı yaşayarak heyecanlanıyorsunuz. Gerçekliğine inanamazsınız. Hava buz gibiydi ve patlamanın alevi ile ısındık desem :)




O kadar güzel bir sistem kurmuşlar ki bir sürü bebek arabalı insan veya engelli yakını ile gelenler, engellilerin kendileri bile keyifle gezip ortamın tadını çıkarabiliyorlar.





İkinci gün daha çok Disneyland Park da vakit geçirdik ama kapanışı Walt Disney Studios ile yaptık. Hatta çıkışa yakın restorandan en son çıkan ikimizdik.




Kovboy filmlerindeki mahallelerden kurmuşlar o kadar güzel ki. O yıllarda oralarda yaşasaydım keşke diyor insan.




Bu arada çok sıra olan oyunlar için Fast Pass dedikleri bir bilet sistemi var ve oldukça kolaylaştırıyor işleri. Sonradan girmeyi düşündüğünüz yada o sırada çok sıra olan oyunlar için otomatik makinalardan giriş biletinizi okutarak ileriki bir saate ki hangi saat olduğu orada yazıyor rezervasyon yaptırabiliyorsunuz. Genelde bu 1 buçuk saatlik bir süreyi kapsıyor ve o saat aralığında oraya gelip ayrı bir sıradan direk oyuna girebiliyorsunuz.

Ratatouille filminden esinlenilerek hazırlanan oyun alanı en etkilendiklerimden biri oldu benim.  3 kişilik bir araca biniyorsunuz ve sürekli değişen görsller arasında fare olarak kah sandalyenin altındasınız, kah buz gibi dolaptasınız, kah miss gibi kokan mutfaktasınız.Burası ile igili fotoğrafım maalesef yok çünkü kendimi o kadar kaptırdım ki fotoğraf çekmek aklıma bile gelmedi.


Akşam üzeri gibi seyirci çocukların da rol aldığı Star Wars konulu bir oyun da izledik. Sahndeki çocukların kılıçları kullanırkenki halleri görülmeye değerdi.



Sonra İrem in defalarca bindiği Space Mountain. Tabii ki ben binmedim. Yukarı çıkarken çığlıklar aşağı inerken çığlıklar :)))




Ve gün içinde ilk gidişimizde bakım nedeniyle kapalı olan ama sonra açılan İrem in çok zevk alarak bindiği İndiana Jones treni. Çok sıra beklenilen gözde bir oyun bu.

Oradan çıkıp devam ettiğinizde içindeki figürlerin canlı mı manken mi olduğunu ayırt etmekte zorlandığınız mağaraların içinde sal türü bir trenle gezilen korsanlar kasabası var.

Gitmeden önce okuduklarım arasında yanınıza yiyecek ve içecek almanız gerektiği hakkında öneriler vardı. Tabii Avrupalılar evlerinden geldikleri için genelde evden getirdikleri sandviçlerini oyun sıralarında yiyip vakit kaybetmiyorlar. İmkanınız varsa mutlaka yanınıza bir şeyler alın derim ben de. Yemek yerleri çok kalabalık oluyor ve vaktinizi oralarda heba etmek istemiyorsunuz.

Bir de gitmek için bizim gibi sömestr tatilini seçmeyin. Hava çok soğuk olduğu için güzelim parkların güzelim şehrin tadını çok çıkaramıyor insan.

Önümüzde 19 mayıs tatili var ve bence Paris-Disneyland için en uygun tarihlerden biri.

Disneyland Park kısmında akşam 5 civarı başlayan geçit töreni de kaçırmamanız gerekenler arasında. Aklınıza gelebilecek bütün Walt Disney karakterleri süslü arabalarında önünüzden geçiyor el sallayarak ve kaç yaşında olursanız olun siz de onlara el sallıyorsunuz :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...